Karagöz Hacıvat

Eski Türklerde kukla ve gölge oyunları çeşitleri

İslam’da heykellerin haram, insan biçimlerinin bir yüzey üzerinde canlandırılmasının mahruk olduğunu biliyoruz. Ancak bu yasaklama daha çok Arap etkisinin büyük olduğu yerlerde böyledir, Türkiye’de bu yasak o kadar kuvvetli değildir. İslam dünyasının din adamları gölge tiyatrosu için hep kaçamak yorumlar bulmuşlardır. Kuklalarla iplerin veya değneğin geçirildiği delikler olduğu için bunların cansız olacağı, bu bakımdan yasakların kapsadığı alana girmeyeceği ileri sürülmüş, tasavvuf da gölge oyunundan yararlanmıştır. Bunlara karşı Türkiye’de fetvalar incelendiğinde görülüyor ki bu türlü taklide, benzetmeye dayanan gösteriler yasak edilmemiş, ancak bazı özel durumlarda eğitim, dinsel, hukuk kurumları gibi saygın kurumları küçük düşürdüğü zaman yasak edilmiştir. Böylece fetvaların açıkça yasakladığı durumların dışındaki benzetmeli gösterilerin yasak edilmemiş olduğu sonucuna kolaylıkla varabiliriz. Yakın tarihlere kadar bilmediğimiz nokta birden çok gölge tiyatrosu, dörtten çok çeşitte gölge tiyatrosu olduğudur. Metinlerin açık seçik olmayışı bunun başlıca nedenidir.
Metinlerdeki karışıklık yabancı dillerdeki kukla kelimesiyle Türkçe’de hayal kelimesinin kullanılışından gelmektedir. Birçok yabancı gezginler kukla kelimesini hem gölge tiyatrosu hem de kukla için kullanmışlardır. Bildiğime göre bu ikisi arasında bir ayrım gözeten ve her ikisini de ayrı ayrı tanıtan tek tanık 17. Yüzyılda yabacı gezgin Cornelio Magni olmuştur. Hayal kelimesine gelince, bu da hem gölge tiyatrosu için hem de kukla tiyatrosu için kullanılıyordu ve çoğu zaman çağımızda yanlışlıkla yalnız gölge tiyatrosu karşılığı olduğu sanılıyordu. Bunun sonucu olarak da Türkistan’daki aslında ipli kukla olan ve gölge tiyatrosu ile hiçbir ilintisi bulunmayan Çadır Hayal’i de adındaki hayalden ötürü gölge tiyatrosu sanıyorlar, böylece Karagöz’ün Türkiye’ye Uzak Doğu’dan Türkistan yoluyla gelmiş olabileceğini ileri sürüyordu. Fakat eski Türk metinlerinin çoğu bu yanlışa düşmüyor. Hayal kelimesine bir de Zıll ekleniyordu. Böylece Hayal tek başına suret gibi kukla için genel bir terimdi. Bunun gölge oyunu olduğunu anlamamız için zıll-i hayal veya hayal-i zıll demek gerekiyordu. Bu arada bir de 16. Yüzyıldan bir yazmada 1582 tarihli sünnet düğünü şenliğine katılan oyuncuların ve oyuncu topluluklarının adlarını veren yazmada birçok oyun başlıkları buluyoruz ki bunların ya kukla veya gölge tiyatrosu ile bir ilgisi bulunmaktadır. Bunlar birbirlerine yakın anıldıkları için aralarında mantıkça bir konu birliğinin bulunduğu sonucuna varılabilir. Bunlardan biri suretbazan, bir başkası hayal-i zılciyan, hayal-i has ve cemaat-i piyade çadırları adını taşıyor. Suretbazan için kolaylıkla kukladır diyebiliriz. Hayal-i has ya değişik bir kukla oyunudur veya yalnız saraylarda kukla oynatan bir oyuncu türüdür. Cemaat-i piyade çadırları deyimine gelince bu da şaşırtıcıdır. Kukla oyunuyla ilgili bölümde sayıldığı için bunu da kukla oyunlarının bir türü gözüyle bakabiliriz. Ayrıca oyunlardan biri için ayak kuklası deyimi kullanılıyor ki buna yeniden döneceğiz. Çadır kelimesinin kullanılmış olması da gene Türkistan’daki Çadır Hayal deyimini düşündürüyor.1582 tarihli sünnet düğünü şenliğini anlatan Surname-i Hümayun’da hayalbazan terimi bir çok yerde geçmektedir, bununla beraber aynı metinde bir çeşit gölge tiyatrosu sanki hayalbazandan ayrı bir şeymiş gibi uzun uzun anlatılmaktadır. Eğer bu ayrı bir gösteri olsaydı bu da hayalbazan der gibi geçiştirilebilirdi. Oysa Surname-i Hümayun bu gösteriyi şöyle anlatıyor; “Pes ol mahalde bir harif-i lu’bet-baz ve zarif-i arbede-perdaz bir hayme-i zü’l-acayip ve bir perde-i bü’l-garayip meydanda nazikane gelüb kurdu. Ve tariklerince bî-rev ü piş kademlerin yad edüp dua-i padişah-ı zemin ü zamane durdu… Ba’dehu enva-ı temasil-i garibe perde ardından yürüdü ve kendü hicab içinde kalub bir miktar san’atın sürütdü. Bu Ali Sina’nın… ahvalin mukallid ve simyayı amel-man-denun ki mevcud ül-ism ma’dum ül cismdir. Temaşasın muhaddid olup cemadatı zi-ruh mesabesinde koyub derd-mend ol hayalat ile izin azıtmış ve risman takub zikr olunan temasili gezdirmekle bu itikadda ki işin düzetmiş gâhi tuyur-i gunagunu fesane vü füsun ile uçurdu ve gâhi vuhuş-i muhalif ül-cuyuşu bir biri ile savuşdurub meydandan uçurdu. Gahi ziba serirler üzerinde nigar-ı hub-etvarı uturub uşşak-ı bi-nevanın karşularında boyunlarını eğdürdü ve gâhi cevanan-ı zerafet ve letafet ünvanı hezar şive vü naz ile reftare getirüb ol kıyamet kametlerle gılma-i cinanı andırdı. Gâhi murassa sandalilar kurub üzerinde ziba hanandelere be hub-neva serayendelere enva-ı makamak-ı edvarı seyr etdürüp perdeler içinde nagamatı şubelendirdi. Gahi büyük gemileri rüzgarların böldürüp kadırgaları parendeler gibi kuruda uçurdu ve gah meclisler kurub seyr ehlin yedirdi içirdi ezhar-ı müteberrikeyi fusul-i erbaa dimeyüb turfet ül-aynda yetüşdürdü. Muşla gurbenin seyrin haddan aşurdu ve leylek ile marın nezaketin yerine düşürdü. Andan sonra bir ejder-i mehib peykeri meydan yerine getürüb ademler yutdurdu. Ba’dehu tamam-ı meharetin itmama iriştürüb işin bütürdü.”
Gene 16. Yüzyıldan Gelibolu’lu Ali de Karagöz’ü tanımlarken onun sözlü bir oyun olduğunu şu satırlarla belirtiyor; “Ve zıll-i hayal oynatan taklid-i takrirde arzı iktidar iden yani ki verayil hicabda yalnız söyleyen kendüsü iken eşsah-ı mütenevviayı zuhura getürüb söyleden üstad-ı mahirlerdir”
Aynı yüzyılın bu iki metninin karşılaştırılması iki değişik gölge tiyatrosu karşısında bulunduğumuzu ortaya koyuyor. Peki bu ikincisi ne olabilirdi. Evliya Çelebi’de belki bir açıklamada bulunabiliriz. Evliya Çelebi çeşitli oyuncuları sayarken iki çeşit gölge tiyatrosu ve iki çeşit kukla tiyatrosu olduğunu şu satırlarıyla belirtiyor; “Pehlevanı şebbaz yani hayal-i zılciyan, pehlevan hayal- tasvirciyan, pehlevan-ı kuklabaz, pehleven-ı baş kuklabaz” Bunların tanımlanmasını vermiyor. Bu bakımdan Evliya Çelebi’nin 1834 de yayınlanmış İngilizce çevirisi belki yardımcı olabilir. Gerçi bu çeviriye kesin olarak güvenemesek bile gene günümüzden Evliya Çelebi’nin çağa yüz yıldan da yakın olduğuna göre oradaki karşıklıklar bir ip ucu verebilir. Çeviri birincileri “Ombres Chinoises” gösterenler, ikinciler için ise renkli biçimleri “magic lantern” ile gösterenler diyor. Çeviri doğru ise birincisi Karagöz gibi perde arkasından oynatılmış oluyor, ikincisi sinema gibi karşıdaki perde üzerine yansıtılıyor.
Evliya Çelebi de iki çeşit kukla sayılıyor. Bunlardan ikincisi “başkuklabaz” acaba değişik bir kukla türünün adı mıdır yoksa baş olmuş , ustalaşmış kuklacıya verilen ad mıdır? İngilizce çeviri ikinciyi atladığı için bu konuda yardımcı olmuyor.
Kuklalara gelince, bu konuda bilgimiz çok azdır. Eski metinlerde kukla ve Karagöz temsilinin ayrı ayrı anıldığına pek çok örnek verilebilir. Örneğin 4. Mehmet’in oğlu Mustafa için Edirne’de düzenlenen sünnet düğünü şenliğini anlatan Abdi surnamesinde bir çok yerlerde geçiyor. Üç örnek vereyim; “Dahi hayalbazan ve hokkabazan ve kuklaciyan velvele arayısur olduklarına gayrı bundan akdem ferman ile cem olunan .. Surhitan hümayununda mevcut olan kollar ve hayalbazan ve kuklacıyan.. meydanda vazı alâyimi surıarus muhaşeret …” Hele bir yerde kukla ve karagöz’ün orta oyunu gibi canlı bir biçimde oynandığını şu satırlardan öğreniyoruz; “Ve şebkülah berser kukla kıyafetlü sıbyan ile baziçler gösterüb puşidei perdei hayal bazdan hoş nümater eylediler”
Türkiye’de en az dört çeşit kukla olduğunu biliyoruz. Bunlar, iskemle kuklası, el kuklası, ipli kukla ve dev kukla. Bunlardan ipli kukla ile el kuklasının 19.yüzyıl sonlarına doğru İngiliz kukla ustası Thomas Holden’in gelişiyle Türkiye’de başladığı ileri sürülebilirse de Türkistan’da el kuklası – Kol korçak ve ipli kukla – çadır hayal bilindiğine göre bunların çok daha eskiden Türkiye’ye Türkistan yoluyla getirilmiş olduğu düşünülebilir. Bir de Vehbi surnamesinde araba içinde köçeklerin aşağıdan oynatılarak dansettikleri bir kukla türü hem anlatılmakta hem de minyatürle verilmiştir.
Bu dört kukladan başka üzerinde fazla bilgimiz olmayan bazı kukla adlarına rastlıyoruz. Örneğin 18. Yüzyıl şairi Kâni’nin iki beyitinde yer kuklası deyimi geçiyor;
“Bir kerre de Hacı İvaz’ın şeklini görsün
Yer kuklasını seyri temaşadan usandık
…………………..
Kalmadı zerrece yer kuklası yanında yüzüm
Hacı yatmaz gibi pek kalkma sen kara gözüm”
Gene yukarıda belirtilen yazmada “Cemaat-ı piyade çadırları” sayılırken ayak kuklası deyiminin geçtiğini belirtmiştim. Gerek yer kuklası gerek ayak kuklası terimleri Avrupa’da Marionetta a la planchetta veya Fantoccini adında bir kukla türünü düşündürüyor. Bu kukla türünde bir ip iki tahta suretin gövdesinden yatay geçirilmiş bir ucu bir tahta direğe öteki ucu ise kuklacının ayağına bağlanmıştır. Kuklacı ayağını çektikçe kuklalar oynar. Nitekim 17. Yüzyıl gezgini Adam Olearius bu türde kuklayı Avrupa’nın doğusundaki ülkelerde gördüğünü söyler. Ancak yer kuklası ve ayak kuklası deyimleri Anadolu’da köylerde değişik biçimlerde oynanan bir kukla türünü daha düşündürüyor. En yayılmış biçimiyle bu kuklada biri yere yatar, yüzünü örter, iki eline birer ufak kukla alır, dizlerine de büyükçe bir kukla bağlar, ellerindeki kuklaları birbirlerine yaklaştırdığı sırada dizlerini çekince büyük kukla iki küçüğün arasına girmiş olur ve sevgililerin öpüşmesine engel olur. Burada hem yere yatıldığı için yer kuklası hem de ayaklar kullanıldığı için ayak kuklasına bir uygunluk buluyoruz. Ancak Anadolu köylü kültürü ve sanatı kentlerden ayrı olduğu için bu da inandırıcı bir görüş sayılamaz.
Metin And
Ekim 1963, Devlet Tiyatrosu Dergisi, No 21

Karagöz Hacıvat gölge oyunu seti

MEB’in 2019/08 tarihli “TEMEL EĞİTİM KURUMLARINDA KURULACAK OLAN DRAMA VE ELEŞTİREL DÜŞÜNCE ATÖLYELERİNE AİT DONATIM MALZEMELERİ TEKNİK ŞARTNAMESİ”‘nde Karagöz Hacıvat oyun karakterleri satın alınması ile ilgili bir madde var. Amaç ilkokul ve ortaokul öğrencilerine kültürümüzün en önemli unsurlarından biri olan Gölge Oyunu Karagöz Hacıvat’ın daha iyi tanıtılmasıdır tabii ki. Şartnamede “Karagöz, Hacivat, Karagöz ve Hacivat evleri, Zenne, Tuzcu Deli Bekir, Laz, Beberuhi karakterleri olacaktır. Karakterler en az 25 cm ve sopalarla hareket ettirilebilir özellikte olacaktır” ibaresi var, sitemizde satışını yaptığımız Karagöz Hacıvat Gölge Oyunu seti tam olarak bu şartları taşımaktadır ancak metinde gözden kaçan iki küçük ayrıntıyı düzeltmemiz lazım, birincisi Tuzcu Deli Bekir değil Tuzsuz Deli Bekir olması gerekir, ikincisi ise Beberuhi tiplemesinin diğerlerine göre daha kısa olması gerektiğidir, sitemizde satışını yaptığımız tasvirler 25 cm civarındadır ama Beberuhi 21 cm’dir, çünkü öyle olması gerekmektedir, adı üstünde BEBE ruhi.
Tasvirler şartnamede belirtildiği gibi sopalar ile oynatılmaktadır. Tasvirlerin (figürlerin) hareket kabiliyeti prfosyonel tasvirler ile aynıdır, görüntü kalitesi de profesyonel tasvirler gibidir.

Tasvirler T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Karagöz sanatçısı Emin Şenyer tarafından üretilmektedir. Karagöz Hacıvat Gölge Oyunu Seti hakkında daha fazla bilgi ve satın almak için https://www.karagoz.net/karagoz_kuklalari.htm sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Karagöz Hacıvat gölge oyunu seti şartnamesi

MEB satın alma şartnamesi

Karagöz Hacıvat gölge oyunu seti

Karagöz Hacıvat gölge oyunu seti

Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü Karagöz atölyesi

12 Ekim 2020 ile 16 Ekim 2020 tarihleri arasında Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğünce düzenlenen, İl MilliEğitim Müdür Yardımcısı Sayın Muhittin Adıyman tarafından koordine edilen “Gölge oyunu tasvir yapım ve oynatım” çalışmasına tamamı öğretmen olan yirmi arkadaşımız katıldı. Otuz saat süren çalışmanın sonunda çalışmaya katılan tüm arkadaşlarımız başarılı çalışma gösterdiler ve hem tasvir yapımında hem de oynatım konusunda ilerleme sağladılar. Çalışmanın son günü Öğretmen arkadaşlar kendi yazdıkları oyunu oynattılar hem de ben profosyonel bir gösteri olan Leyla ile Mecnun oyununu oynattım. Gösterilerimizi Eskişehir Vali Yardımcısı Sayın Alper Balcı, İl Milli Eğitim Müdürü Sayın Hakan Cırıt, Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Sayın Muhittin Adıyaman ve Milli Eğitim Şuber müdürlerinin de aralarında bulunduğu kalabalık bir seyirci topluluğu seyretti. Gösteriden sonra bana ve tüm katılımcı arkadaşlarıma birer belge verildi.

Çalışmanın her ânı Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından kayda alındı, bu kayıtlar kullanılarak Gölge Oyunu Karagöz Hacıvat çalışması bir kitap haline dönüştürülecek ve Milli Eğitim Bakanlığı’na bir çalışma modülü olarak sunulacak, eğer bakanlık kabul ederse bundan sonra her yıl eğitim yılı başlangıcında öğretmenlere gölge oyunu tavir yapım ve oynatım kursları açılarak karagöz sanatımızın yeni kuşaklara sağlıklı bir şekilde aktarılması sağlanacaktır.

Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü Gölge Oyunu Karagöz Hacıvat Çalışması
Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü Gölge Oyunu Karagöz Hacıvat Çalışması
Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü Gölge Oyunu Karagöz Hacıvat Çalışması
Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü Gölge Oyunu Karagöz Hacıvat Çalışması
Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü Gölge Oyunu Karagöz Hacıvat Çalışması
Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü Gölge Oyunu Karagöz Hacıvat Çalışması
Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü Gölge Oyunu Karagöz Hacıvat Çalışması

Yardak

Yardak, Karagöz oynatan Hayâlî’nin yardımcısına verilen isimdir. Hayâlî’nin çırağıdır, çırak kelimesi ile eş anlamlı düşünebilirsiniz, yardak zaman içinde sanatı ustasından öğrenir ve zamanı gelince yine ustası tarafından Hayâlî olarak ilan edilir. Ben de uzun yıllar önce ustam Metin Özlen’in yanında yardak olarak çalışmaya başladım ve bir gün TRT’nin yaptığı bir belgeselde röportajı yapan kişi ustama “Yetiştirdiğiniz kimse var mı” diye sorunca “Evet, Emin Beyi yetiştirdim, çok güzel tasvir yapar, eskiden deriyi bu kadar güzel işleyenlere saraç denirdi, ben de ona Saraç Emin mahlasını verdim, onun adı bundan sonra Hayâlî Saraç Emin” dedi ve beni usta ilan etti. Günümüzde ne yazık ki bir ustadan feyz almamış, hatta bir usta ile sohbet etmemiş kişiler bile kendilerini Hayâlî ilan edebiliyorlar. Eskiden böyle haddini bilmezlere “Osuruktan teyyare” denirdi.

Bu arada, mesafeler nedeniyle bir arada bulunamasak da Karagöz tasvir yapım ve oynatım konusunda benim uzaktan yardımcı olduğum arkadaşlarım var ve hepsi de çok başarılılar.

Yardak

Ustam Hayâlî Metin Özlen ve bendeniz yardak Emin Şenyer, İstanbul, Beyazıt Devlet Kütüphanesi, bir gösteri öncesi, TRT kaydı için.

Merhaba Karagözüm

Karagöz, sanki Boğaziçi’nde, Rumelihisarı’nda “Mehtap Safası”na çıkmıştı. Ay pırıl pırıldı gökte, Boğaz’a vurmuştu ışıkları. Boğaz’ın Rumeli kıyısına doğru geçen vapurların dümen sularında ışık dalgalanmaları oluyordu. Ve Macaristan’ın ünlü Thalia Szinhaz tiyatro topluluğu seksenbeş kişilik kadrosuyla Rumelihisarı’nda Karagöz temsili veriyordu. Dıştan bakınca, giysileri, davranışları Türk ama Macarca konuşan bir Karagözdü bu. Bir gölge oyunu da değildi. Karagöz ile Hacıvat, bizim gölge oyunu Karagöz’de gördüğümüz tiplerin canlılarıydı. Sahnede dolaşıyorlar, kendi seslerinden konuşuyorlardı. Dekor da sanki Bursa‘nın bir köşesinden alınmıştı, kubbeler, yarım aylar, direkler, direklerin üzerine oturtulmuş tahta oymalı çıkmalar ve perdeden kapılar. Ağanın evi ile Karagöz’ün evini simgeleyen bu kümessi binalara, yanyan dolaşarak çıkan tahta merdivenler ve sahne ışıklarının üstünde gökten ve ay ışığından yansıyan doğal ışıklar. Doğanın dekoru ile tiyatronun dekorunun birleşip kucaklaştığı bir hava içinde Macar topluluğu iki temsil verdi Rumelihisarı’nda. Seyircilerin sayısı çok fazla değildi ama ilgi ve beğeniyi noktalayan alkışlar çoktu. Macar topluluğun oyuncuları başarıları ile bunu hak etmişlerdi.

Geçen yıl, Karagöz gölge oyunu olarak Şehir Tiyatrolarının kanatları altına alınmış fakat fazla barınamamıştı. Hatta, bu sütunlardan daha önce belirttiğimiz gibi kapı dışarı edilmişti. Olayı kamuoyuna duyurduğumuz halde hiç bir yetkiliden bir ilgi gelmemiş, tepki de gösterilmemişti. Ülkemizde her sahadaki aksaklık ve yanlış tutumları yansıtan yazılara karşı olduğu gibi bu konuda da vurdumduymazlık baskın çıkmıştı.

Dördüncü İstanbul Festivali Geleneksel Türk Tiyatrosuna, bu arada gölge oyunu olarak Karagöz’e biraz önem verdi. Festivalin içinde Karagöz gösterileri yapıldı. Gereken ilgiyi görmese bile iyi bir başlangıç olarak bunu alkışlamak gerek.

Ama bizim yapamadığımızı daha doğrusu yapmak istemediğimizi Macar Thalia topluluğu yaptı, hem de büyük ölçüde başarı göstererek.

Festivalin program dergisinde verilen bilgiye göre bu gösteri Metin And’ın Geleneksel Türk Tiyatrosu adlı yapıtı, Prof. Sabri Esad Siyavuşgil ve Adnan Saygun’un da yol göstermeleri ile kısmen Cevdet Kudret Solok’un üç ciltlik Karagöz oyunu yapıtı ve kısmen de Karagöz ve Orta oyunlarından İgnac Kunos’un yaptığı çevirilerden seçmelerle meydana getirilmiştir.

Gördüğüm temsilin genel çizgileri hakkında bilgi vermeden önce şunu belirtmek isterim; metni düzene sokan İgnac Kunos ve Istvan Janasy, sahneye uygulayan ve yöneten Kiraly Kazimir çokgüzel bir Karagöz temsili sundular bize. Karagözde Gyula Szabo sanki Karagöz’ün ülkesinde, Karagöz’ün gölge oyunundaki figürlerini göre göre büyümüş gibi hatta vücudu deve derisinden yapılmışçasına, kollarını ve mafsallarını da rahatça oynatarak canlandırdı Karagözü. Karagöz dili yabancı da olsa bizde biriydi. Kaldı ki oyunu süsleyen yer yer renklendiren Türkçe kelimeler yabancılığı kaldırıyordu ve aslında sanat sınır da tanımıyor dil ayrımı da. Temsil boyunca sık sık kullanılan Eşşekoğlu eşşek, gel yahu, sevgilim sözleri yanında oyun gereği bir Macarla Türklerin kullandıkları bir çok ortak sözcüğün bulunduğunu görürler. Bizim elmadediğimize onlar alma diyorlar, çocuğa çocuk, pabuca pabuç gibi.

Karagöz gösterisi Karagöz’ün Hamam oyunu ile başlar, Karagöz’ün hekimliği, sahte gelin, Karagöz’ün esrar içip deli olması, tımarhane,sünnet, yazıcı ve Karagöz’ün şairlerle imtihanı bölümlerini kapsar. Özellikle Karagöz’ün şairlerle imtihanı sahnesinde sonunda sıra Karagöz’e gelince Karagöz belli aralıklarla ve sesini yükseltip alçaltarak Sevgilim, Sevgilim diye başladığı şiiri gene başka kelimeler eklemeden Sevgilim, Sevgilim diye bitirir Türkçe olarak, imtihanı kazanır ve çok alkışlanır. Karagöz’ü oynayan Gyula Szabo’nun her yönden kendini gösteren ustalığından övgüyle söz etmek isterim.

Yukarıda adlarını saydığım bölümleri Ferhat ile Şirin aşkı, uğraşıları ve sonunda yine Karagöz’ün aracılığıyla evlenmesi öyküsü çevresinde süren oyunun ilginç bir başlangıcı var.

Avrupa’nın ünlü halk öyküleri kahramanları oyunun başında birer birer sahneye gelirler. Kendilerini şiirselsözlerle tanıtırlar ama bunların aralarında Karagöz Hacıvat yoktur. Dillerini tutmadıkları için padişahın buyruğuyla kelleleri vurulan bu iki Türk halk kahramanının aralarında bulunmayışlarına üzülürler. Karagöz ile Hacıvat’ın yaratıcısı Şeyh Küşteri sahnede görünerek onlara ruh verir. Karagöz ile Hacıvat bilenen tekerlemelerini söyleye söyleye sahneye gelirler ve oyuna başlarlar.

Thalia topluluğu sadece iki temsil verdi program gereğince. Keşke daha çok olsaydı temsil sayısı. İkinci gün havanın gündüzden yağışlı olması seyirciyi biraz etkilemiş olsa gerek. Bu oyunu, oyun süresince iç hoporlorle yapılan tanıtıcı duyuruları çoğaltarak bir kaç kez daha oynamak çok yararlı olurdu. Halk, başka bir salonda daha geniş oranda görmeliydi ama bu kadarla da kalsa böyle bir gösteriye öncülük ettikleri için İstanbul Festivali yöneticilerini ve Thalia topluluğunun tüm sanatçılarını kutlarım.

Recep Bilginer
Politika dergisi, 14 Temmuz 1976

Gölge oyunu İstanbul Bienalindeydi

14 Eylül – 10 Kasım 2019 tarihleri arasında gerçekleşen 16. İstanbul bienaline gölge oyunu ile katkı sunduk. Amerikalı sanatçı Max Hooper Schneider’in bir projesi için birlikte çalıştık ortaya güzel bir gölge oyunu çıktı. Zihin ve beden ilişkisini irdeleyen oyunu bienalin ilk haftası her gün iki defa, daha sonraki haftalarda haftada bir defa oynattım. Bienal ziyaretçilerinin yoğun ilgisini çeken oyunumuz,canlı performans olmadığı günlerde sinevizyon gösterisi olarak seyirciye sunuldu.

Istanbul bienali
Istanbul Bienali
Istanbul Bienali

İki başlı Çelebi

İki başlı Çelebi, klasik karagöz oyunlarından Cazular veya Çifte Cazular dediğimiz oyunda kullanılır, bir de iki başlı Zenne vardır, bunların ikisi sevgilidir ancak bir gün kavga ederler ve cazu olan annelerine birbirlerini şikayet ederek cezalandırılmalarını isterler, Cazu olan anneler de her birini alıp çirkin bir kafa ile bırakırlar.