Karagöz Gösterisi İletişim

Ortaoyunu Nedir

Ortaoyunu
Ortaoyunu

  Tiyatro gibi çetin konular, bilimsel bir yöntemle incelenmez, felsefe anlayışı ile de kavranmazsa, çalışma yöntemi görenek çıkmazına saplanır. Bunun da sonu sanatın, sanatçının ölümüdür! Bu yazıları görenekçi aktörlerin, felsefesiz rejisörlerin alay etmelerine meydan vermek için yazmıyorum. Üniversite bilgisi taşıyan, felsefe sezgisi olan düşünürler arayıcılar, yaratıcılar için yazıyorum. Bir din, bir dil, bir teknik sorunu olduğu gibi bir de tiyatro sorunu vardır. Bu güne kadar da karanlıktan aydınlığa çıkamamıştır.

 Ben küçük yaşımdan beri tiyatro ile yakından ilgilenir dururum. Pek genç iken İstanbul'da Cihangir'deki evimizin alt katındaki odada kendime göre bir sahne yapmış, bu sahnede türlü oyunları tek başıma, çocukça oynamaya savaşmıştım. Ayrıca, yine bu odada kendi elimle kurduğum perdede, kendi elimle çizdiğim, boyadığım, kesip zeytin yağında yağladığım karagözleri mum ışığında oynatmıştım. Pedagoji, psikoloji, estetik merakı beni oyun yazarlığına, tiyatro felsefesine, "öz tiyatro" adını verdiğim tiyatro tezine kadar ulaştırmıştır. İşte bu ilgi ile bundan çeyrek yüzyıl önce  yazdığım tezi yıllarca önce  Yeni Adam'da yayınladıktan sonra Tiyatro adlı bir kitabımda da açıklamıştım. Bütün bu denemeler, araştırmalar sonunda tiyatro psikolojisi, tiyatro estetiği üzerine elde ettim. Bu kanılarımı burada da açıklamak isterim.

 Ortaoyunu her şeyden önce ortada oynanan bir oyun, meydan oyunudur. Ortaoyununda bulacağınız bütün özellikler, gösterit özellikleri bu ortanın olurluklarından doğma özelliklerdir. Şimdi şu soruyu soralım;
Ortaoyunu niçin ortada oynanır da başka yerde oynanmaz? Başka yerde oynanan oyun niçin ortaoyunu olmaz?
 Bunun nedenini ortaoyununun doğuşunda aramak doğrudur. Bence ortaoyunu geleneksel Türk halk tiyatrosunun, "öz tiyatro" adını verdiğim geleneksel Türk tiyatro anlayışının özel, özgün bir türüdür. Ortaoyununun bir tiyatro kolu olarak değerini anlayabilmek için önce "tiyatro nedir" sorusuna doğru olarak karşılık vermeliyiz. Tiyatro deyince insanın aklına ilk gelenlerden biri sahnedir. Sahne nedir? sahne tiyatronun kendisi, özü müdür, yoksa takıntılarından biri midir? Sahne gidince tiyatro sanatı da birlikte gider mi? Sahnesiz tiyatro oynanmaz mı?

  Önce Batı'nın yamuk bir düşüncesi, tiyatroyu eklektik, karma anlayışı üzerinde duralım. Batı'daki birtakım tiyatro düşünürlerine göre tiyatro sanatı diye kendi başına buyruk bir sanat yoktur. Tiyatro edebiyat, müzik, resim, dekor, mimarlık sanatlarından oluşma karma bir sanattır. Bu anlayışa göre, tiyatronun gelişmeleri, kendine varlık veren bu sanatların gelişmelerine bağlıdır. Bu anlayışa göre tiyatro, bu gibi sanatların yalnız bir toplanma, uygulanma alanıdır. Bu düşünce çok yanlıştır. Çünkü hiç bir katması olmayan, yalnız kendisi olan, kendisi olarak yaşayan tiyatro türleri vardır. Bizim köy sohbet oyunları, ortaoyunu, Türk kuklası olan el kuklası, karagöz, meddah gibi. Bunlar yabancı sanatlardan yardım dilenmeyerek yüzyıllarca yaşamışlar, yine de yaşamaktadırlar. Tiyatro gerçeğini kavramak, tiyatronun felsefesini yapmak isteyen düşünce adamlarının ödevi bu gibi yamuk anlayışlara dil uzatmak değil her şeyden önce bu güzel sanatın ne olduğunu doğru olarak anlamak, anlatmaktır. Bunun için tiyatro sözünün bize düşündürdüğü sahne, perde, dekor, oyun, suflör konuları üzerinde biraz duralım.

 Tiyatro olan tiyatro olmayandan nasıl ayırmalı? Bunun için önce sezgimizle tiyatro olmadığını kestirdiğimiz takıntıları tiyatrodan atıp bakmalıyız, bu takıntılar atılınca ortada tiyatro diye bir varlık tekniği, varlık estetiği, kendine özgü bir varlık kalıyor mu kalmıyor mu? Böyle atıla atıla hiç atılamayacak, atılınca da tiyatroyu yok edecek olan bir öz kalıyor mu kalmıyor mu? Bu denemeyi yapmaya çalışalım. Tiyatro sözünün bize ilk hatırlatacağı takıntılar şunlardır: Sahne, perde, dekor, makyaj, kostüm, rejisör. Bunlardan sonra takıntı olup olmadığında duraklayabileceğimiz oyun yazarı gelir. Bir de tiyatronun özü olarak ele alabileceğimiz aktör ile onun aksiyonu gelir.

 Sahne tiyatro sanatının özü değildir. Tiyatro sahnesiz de var olabilir. Sahne aktörlerin rahatça görülebilmesi için yapılması düşünülmüş olan bir kerevettir, başka bir şey değildir. Eski zaman Roma tiyatrolarında bugünkü sahneler yoktu. O tarihlerde oyunlar açık havada, meydanda oynanırdı. Bizim orta oyunlarımızla köy sohbet oyunlarımız da böyledir. Sahne varlığının tiyatro sanatı için zorunlu bir varlık olduğunu düşünen tiyatro ideologları vardır. Döner sahneler yapılması da bu zorunluluk anlayışından ileri gelmiştir. Böyle düşünenlerden biri bizim gazetelerimizden birinde yazdığı bir tiyatro yazısında sahnenin oyundaki olay çevresini canlandıracak gerekli bir varlık olduğunu ileri sürmüştür. Bence olay çevresini canlandırıp yaşatacak olan sahnedeki dekor değil, seyircinin hayal gücüdür. Onun için gösterit bakımından önemli olan sahne, sahneyi donatmak değil, seyircinin yaratıcı hayal gücüne seslenmesini bilmektir. Bu işin olurluğu da aktörün aksiyonlarındaki canlılığa bağlıdır.  Bundan kırk yıl kadar önce İstanbul'da seyrettiğim bir ortaoyununda Kavuklu rolü yapan Pîşekar Hamdi, Kavuklu Ali ile birlikte sandalla Beşiktaş'tan Üsküdar'a geçiyor. Ortada hiç bir şey yok. Hamdi yere oturuyor, Kavukluya gel diyor, kavuklu da gelip Hamdi'nin karşısına oturuyor. Hamdi kürekleri eline alır gibi kollarını yukarı kaldırıyor. Kürekleri eline almış gibi avuçlarını sıkıyor. Her seferinde de heh! heh! diye ses çıkarıyor. Kavuklu Ali'nin bu davranışı o kadar içinden gelme, o kadar olurlu idi ki benim gibi bütün seyirciler de bayağı sandalla gerçekten kürek çeken bir adamı görmüş gibi oluyorlardı. Sözün kısası, tiyatro sanatında gerçek bir aktörün yaratacağı çevreyi gerçeğin kendisi bile yaratamaz. Tiyatro sanatı göze söyleyen bir sanat değil, içe işleyen bir sanattır. Onu plastik sanatların bir kolu olduğuna inanıp da bir psikanaliz sanatı olduğunu anlamayanlar tiyatronun ne olduğunu anlamamış olanlardır.

 Perde de tiyatronun kendisi, yardımcısı bile değildir. Perde aktör ile seyirciyi ayırmaktan başka bir işe yaramaz. Tarihte tiyatronun din töreni, kültür töreni, eğitim aracı olarak anlaşıldığı devirlerde perde yoktur. Perde tiyatronun bir eğlence sanatı, bir "oyun", bir gösteriş sanatı olarak anlaşıldığı devirlerde ortaya çıkmıştır. Perde tiyatrosunun naturalist anlayışından, pitoresk düşkünlüğünden, dekor tutkunluğundan doğma bir kalıntıdır.

 Dekor da böyledir. Dekor düşüncesi ayıp kapatma, gizleme, aldatma düşüncesidir. dekor gözü aldatmak için, değersizleri değerlendirmek için yapılır. Tiyatro kendi kendine yetici bir sanat olarak anlaşılınca süslenmek istemez. Tiyatro göze değil, içe söyleyen bir sanattır. Tiyatronun dekora imrendiği devirler kendini soysuzlaştırdığı devirlerdir.

 Sahne, perde, dekor için söylediğim sözler gibilerini kostüm ile makyaj için de söyleyebilirim. Bence ne kostüm ne de makyaj tiyatronun kendisi değildir. Othello kostümsüz makyajsız da oynanabilir. Böyle oynanınca da oyunluğundan hiç bir şey yitirmez. Elverir ki oynayanlar Othello'nun ne olduğunu, ne olmadığını iyice kavramış gerçek sanatçılar olsunlar.

 Suflörün de tiyatronun kendisi olmadığı besbellidir. O yalnız bir oyun okuyucusudur. Acaba tiyatro dediğimiz varlık yalnız oyun varlığı mıdır? Benim buna vereceğim karşılık şudur; Oyun tiyatronun kendisidir. Ancak tiyatro yalnız oyun değildir, oyunun ötesidir. Bu ne demektir? Oyun, yazarının kafasında yaşayan bir eylem sürecidir. Oyun bu eylemin kendisi değil, projesi de değil, yalnız edebiyat taslağıdır. Tiyatro oyun ile, ya da yazılı olmayan, kafada yaşayan bir tasarı ile başlar. Bu tasarının eylem durumuna gelmesi için oyunu eylemleştirecek olan bir insan gerekir: Bu insan aktördür.

 Rejisör nedir, niçin vardır? En yaygın bir anlayışa göre rejisör bir ustadan başka bir şey değildir. Tiyatro sanatında önderleri dağıtan, çalışacakları seçen, onlara sanatın yolunu gösteren bir ustadır. Rejisör budur. Rejisör böyle anlaşılınca, o yerine göre gerekli yerine göre de gereksiz olacaktır. Aktörün toy olduğu yerde rejisör gereklidir. Aktörün yetişkin olduğu yerde rejisör gerekli değildir.

 Benim sahne, perde, dekor gibi tiyatro takıntıları için söylediklerimi bu konulara karşı duyduğum bir soy direncinin sonucu olarak anlayanlar olabilir. Bu anlayış doğru değildir. Öünkü ben bunlar olmasın, kullanılmasın demiyorum. Yalnız bunlar tiyatronun kendisi değildir, ancak takıntısı , en çok da yardımcılarıdır diyorum. Sahneye gelince, onu hiç istemiyorum. gerçi anfi biçiminde olmayan düz tabanlı tiyatro binalarında sahne aktörlerin seyirciler yönünden kolayca seyredilmesini sağlayan bir kerevet işini görmektedir.  Ancak, sahnenin bu iyiliğini unutturacak bir kötülüğü vardır. Sahne oldukça aktörler, gövdelerini seyirciye çevirmek zorunda kalacaklardır, hiç bir zaman halk ortasında oynayan sanatçıların devinme olurluğunu elde edemeyeceklerdir.

Devamı

MAKALELER SAYFASINA GERİ DÖN

Yazdırılabilir sayfa

Formamızı geri istiyoruz

Site haritası - Reklam - Yasal Uyarı