Karagöz kimindir, nedir?

Karagöz kimdir – Karagöz’ün Çinden geldiğini söylerler. Milattan sekiz yıl önce ölen Çin İmparatoru Vu’nun sarayında dini dansları düzenleyen Çang Vong tarafından düşünülmüş. Bu adam genç yaşında ölen karısının acısını ututamayan imparatoru oyalamak istemiş. İmparatoriçenin saray bahçesinde dolaşmasını canlandıran bir ışıklı perde gösterisi yapmış. İşte bu perde Karagöz oyununun başlangıcı olmuş. Bu bir söylentidir.

 Karagözü kim düşünmüş, bulmuş sorusuna ben1941’de şu cevabı vermiştim. “Bundan otuz yıl kadar önce Londra’da bulunduğum zaman “British Museum” salonlarında muhtelif kavimlerin elişlerine dair yaptığım müşahadeler sırasında bizin Karagöz gibi deriden oyulmuş, perdede oynatılmak üzere değneklere geçirilmiş bir takım suretler gördüğümü hatırlıyorum. Bu dökümanlara dayanarak diyeceğim ki Karagözün ışıklı bir perde üzerinde oynatılmaktan ibaret olan tekniği çok eskidir. Işıklı perdeyi tanıyan Orta Asya kavimleri bu hayal oyununu tecrübe etmek istemişlerdir. Türkün bu hayal oyunundaki dehası tekniğini bulmasında değil, ondan yepyeni bir estetik icat etmesindedir.

 Işıklı perde, ışıklı suretler kimin icadı olursa olsun bunu bir gösteri oluşundan kurtarıp bir tiyatro oluşuna getirmek sonra onu Avrupa’ya, Afrika’ya kadar yayma işini Türkler yapmışlardır. Onun için Yunanlıların Karagözü bir Bizans oyunu gibi benimsemeleri, kongrelerde bu yolda direnmeleri yersizdir. Gerçeğin bu olduğunu Yunanlıların kendileri de söylemiştir. 1940’da Atina’da çıkan Atinaiki Nea gazetesi Türkiye’de Karagöz için heykel dikilmesi düşünüldüğü sırada şu satırları yazmıştır.

 “Türkiye’de Karagöz’e heykel dikileceği haber veriliyor. Karagöz’e verilen kıymet komşularımızın hakiki kıymetleri takdir ettiklerini göstermektedir. Uzun yıllar zarfında Türk nesillerinin ruhi gıdalarını teşkil eden bu sanat herkese hitap ettiği için yaşayabilmiştir. Karagöz’ün felsefesi çok derin olmasına rağmen sadedir. Karagöz’ün şakaları nezihtir ve hiç kimsenin ruhunu sıkmaz. O, halktan aldığı ruhtan zehirleri çıkarır, tozları atar ve bunu tertemiz olarak seyircilere aktarır. Doğrusunu söylemek lazım gelirse Karagöz’ü Atina sahnelerinin pek çoğuna tercih ederim. O kimseyi sıkmaz, kimseyi sinirlendirmez ve herkese bol ve temiz bir kahkaha verir. Bizim piyes yazarlarımızın anlaşılmaz dilleri yüzünden Yunan soyundan olmamakla beraber ikinci vatanı ile ne kadar sevişmiştir ki derhal tabiiyetini istemeye hak kazanmıştır.

Karagöz’ün sosyal kaynağı; Karagöz’ün doğmasında sosyal işbölümünün rolü büyük olmuştur. Karagöz’ün teknik özelliklerinden birisi bir tek oyuncu tarafından oynatılmasıdır. Oysa ki Karagöz, ortaoyunu gibi tipleri çok olan bir oyundur. Konu ne olursa olsun, şahıslar ne kadar çok olursa olsun, karagözcünün çırakları kaç tane olursa olsun oynatan tek kişidir. Karagöz oynatılan yerin darlığı, seyircilerin azlığı, ucuza mal edilme düşüncesi, her yerde oynatılabilmek, kolaylıkla hazırlanabilmek gibi zaruretler bu perde oyununu meydana getiren ekonomik sebeplerdir. Böylece teknik bakımdan Karagöz oyunu icat edildiği günden beri Karagözcüyü perde arkasında gizlemek için düşünülmüştür.

Karagöz perde oyunudur; Karagöz’ün estetik kaderi bu düz ve beyaz perdenin teknik tabiatına sımsıkı bağlıdır. Bu perde mum ışığı ile aydınlatılmıştır. Karagöz suretleri işte bu düz ve aydınlık zemin üzrine yatacak ve şeffaf görünecektir. Suretlerin bu düz zeminle daha iyi uyuşması profil durumunda olabilir. Onun için Karagözcüler suretleri hep profil olarak yapmışlardır. Çengi gibi kolları profil olmayanlarda bile gövdenin öbür parçaları yine profil durumundadır. Eller, ayaklar, parmaklar, sıra ile üst üste gelmek üzere yapılmışlardır. Demek ki profil durumu Karagöz plastiğinin belli başlı bir karakteridir.

 Bütün bu görüler bize Karagöz’ün estetik varlığı hangi değer kutbu üzerinde toplandığını gösterir. Hayal oyunu natüralist bir sanattır. Karagöz tabiatı taklit etmek anlamıyla gerçekçi bir sanat değildir. Yalnız şekil yanlışlarına “Deformation”lara yer veren soysuz bir sanat da değildir. Karagöz’de gerçek ile ideal sevişerek birleşmektedir. Karagöz tabiata kapanmaz, tabiatı aşar. Her metafizikleşen sanat gibi Karagöz de gücünü şekilden çok özden alır. Bu suretlerde tabiatın şekillerinden çok kanunları vardır.

 İşte Karagöz oyunundaki suretler bir bakıma orta zaman primitiflerinin resim anlayışına yaklaşır. Primitifler için tabiat olduğu gibi taklit edilecek bir konu değildir. Primitifler de anatomi, perspektif bilirlerdi. Ancak resimlerini bu bilgilere uygun yapmazlardı. Perspektifleri ışığınki değil ruhunki idi. Bilince değil duyunca boyun eğiyorlardı. Karagöz suretleri de böyledir. Karagöz suretleri tiplerin fiziği değil metafiziğidir.

Karagözdeki ışıklı oyun karakteri; Karagöz yalnız bir suret gösterisi değil, hem de bir ışık gösterisidir. Kim, hangi şair, hangi duygulu insan Türk mahallesinde zifiri karanlık içinde yürüyen bir yolcunun elindeki mum fenerinin titrek ışığındaki sırlı şiiri duymamıştır. Hangi seyirci Karagöz’ün gözlerini delip geçen bu titrek ışığın ilham verici pırıltısı karşısında derin düşünceye dalmamıştır.  Hayal oyunundaki bu şiir sonsuzdur. Hayal perdesinde bin bir ışık bin bir plan ve kompozisyon vardır. Bu titrek ışık ve gölge mâşerî duygularımızı her günkü mihrakından kurtarıp sanki öte âleme sürükler götürür. Karagöz bir ışık orkestrasıdır. Eski karagözcüler mum ışığının estetik değerini çok iyi biliyorlardı. Bu sisli ışıktan sonuna kadar yararlanıyorlardı. Bunun için de suretleri delik deşik ediyorlardı.

 Karagöz suretlerinde görülen koyu renklerin sebepleri de bu ışıktı. Bu renkler güneşin altında seyredilmek için verilmiş renkler değildi. Şeffaf olarak görülmek için verilmiş renkler, fener renkleriydi. İşte karagözcüler isteyerek yağ mumunu eritiyorlar, isteyerek pamuk ipliğinden fitiller yapıyorlar,  isteyerek bu yağ mumuna koyuyorlar, isteyerek hepsini birden yakıyorlardı. Böylelikle çocuğundan büyüğüne kadar bütün seyircilerini gerçek üstü bir âleme sürüklüyorlardı.

 Karagöz’ün tayyı mekân karakteri; Hayal perdesi mekân ve mesafe tanımaz. Karagözcü bu perde üzerinde her şeyi koyar, kaldırır, kurmak da elindedir, yıkmak da. Karagöz suretlerini durdurur, yürütür, zıplatır, uçurur, askıda bırakır. Tıpkı rüya, hülya âlemlerinde olduğu gibi. Işıklı perde sonsuz bir hareket ve hürriyet alanıdır. Bu başıboşluk Karagöz oyunu için türlü komik ve estetik oluşlara yer verir.

 Karagöz perdesi tiyatro sahnesi gibi dekorlu değildir, çıplaktır. Böyle olması onun için mutluluktur. Çünkü böyle olunca seyirciler dekorun vereceği kısır bilgi ile yetinecek yerde muhayyilelerini işletirler, muhayyilelerinde konuya en uygun olan, dekoru yaşatırlar. Bu, seyirciler için bir çalışma, bir sevinç kaynağı olur.

 Karagöz’ün komik karakteri; Karagözün komikliği en temelli karakterlerinden biridir. Bu komiğin nasıl bir komik olduğunu belirtmeliyiz. Birden Karagözün bir nükte komiği esprit komiği olduğu düşünülebilir. Doğru değildir. Çünkü Karagözde komiğin bu türlüsü pek azdır. Karagöz en çok hareket komiği, ses komiği, söyleyiş komiğidir. Karagöz’ün komik tipi Karagöz tipidir. Karagöz sureti en çok mafsal olan en oynak surettir. Hacıvat’ın oynak yeri üç tane olduğu halde Karagöz’ün altı tanedir. Böylelikle Karagöz sureti türlü tuhaf hareketler yaparak seyircileri güldürür. Karagöz’ün komik özelliklerinden biri de sesi, söyleyişi, diction’udur. Karagöz halkı bu kalın, çatlak sesi ile güldürür. Onun için radyoya geçen Karagöz bu hareket özünden yoksun kalmakta, yalnız ses komiği ile yetinmektedir. Dikkat edilirse ortaoyunundaki kavuklu, tuluattaki komik tipleri Karagöz tipinin birer suretidir.

 Karagöz’deki tipler; Karagözü büyükleri ve küçükleri güldürmek için oynatılan bir fars sayanlar vardır. Gerçi Karagöz tipi komik tipidir. Ancak Karagöz’ün görevi yalnız komiklik değildir. Karagöz tipi Hacıvat tipinin tam tersidir. Hacıvat diliyle, yaşayışı ile halktan ayrılmış olan bir tip, burjuva tipidir. Karagöz ise halkın kendisidir. Hacıvat Osmanlıca konuşur, Karagöz Türkçe. Hacıvat ukaladır, Karagöz sağduyusu olandır. Hacıvat gösterişi sever, Karagöz olduğu gibi görünür. Hacıvat yarı aydındır, karagöz bilmez ancak bilmediğini bilir. Hacıvat yabancı hayranıdır, Karagöz kendine yeticidir. İşte Karagöz fasıllarının ilk kısımları hep bu iki tipin çarpışmasından, dövüşmesinden meydana gelir. Karagöz’ün çarpıştığı başka  tipler de vardır. Bunların başında Araplar, Arnavutlar gibi Türk kültürünü özümsememiş olan Osmanlı azınlıkları gelir. Bunlardan başka Karagöz’ün anlaştığı tipler de vardır.

Karagöz yaşamış mıdır; Bu soruya şu cevabı vermiştim, “Karagöz canlı bir varlık olarak yaşamış mıdır? Tarih karagöz yoktur, çünkü varlığını gösteren hiçbir vesika bulamıyorum diyor. Tarihin yoktur dediği karagöz insan olarak doğmuş, yaşamış ve gömülmüş olan gerçek varlıktır. Karagöz şahsi yokluğuna rağmen gayrı şahsi bir varlıkla asırlarca Türk vicdanında yaşamış olan mâşerî mevcuttur. Kim, hangi ilim adamı, cevherî, bir lisandan, bir zevkten, bir zihniyetten ibaret olan bu yaratıcı dehayı inkar edebilen mâşerî bir timsal tecelli sırrına mazhar olurken hakiki bir fert gibi ne ete, ne kemiğe, ne tesalübe, hatta ne de Âdem’in eğe kemiğine muhtaç değildir. Mâşerî mahlukların anası milli deha, milli ananedir.

Prof. Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu

T.F.A Dergisi, Haziran 1959

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir