Karagöz Gösterisi İletişim

Karagöz Üzerindeki Bilgilere Yeni katkılar 4

 Kimi kez gene bir beyit okunduktan sonra Karagöz gelir, ikisi dövüşürler, dönüşte Hacıvat kaçar, karagöz yerde boylu boyunca uzanmış, burada secili bir deyişle Hacıvat’a veriştirir. Bu kimi kez tekerleme denilen bir biçim alır, örneğin:
 Aman, aman! Öldüm, bîmecâl oldum, Çıngarın sonunda kendimi yerde buldum! Amanın aseldirlerim! Darbe-i tekmeviyenin tesirinden eşek gibi zırlarım! Amanın omuzbaşlarım, cereyan-ı tokattan tüysüz kalan hilal kaşlarım, vücudu darbaludum ahçı kevgiri gibi delikdeşik oldu, ey sağ cenahım, adeta temayülen meyl-i indiham etmiş de haberim yok.
 Bunu ortaoyunundaki tekerleme ile karıştırmamak gerekir. Boratav masallarda da iki çeşit tekerleme olduğunu söylüyor. Bunların birincisi masal başında giriş klişeleri olduğu gibi masalın ortasında, sonunda söylenen masal okuyucusunu gerçek dışı havaya sokmak için söz oyunları. İkincisi ise ortaoyununda ve kimi Karagöz muhaverelerinde olduğu gibi masalcının kendi başından geçmiş gibi anlattığı (kimi kez de üçüncü kişide anlatılan) ve çoğu kez yalan masalları diye adlandırılan olağan dışı serüvenlerdir. Hayali Memduh Bey’in İstanbul Belediye kitaplığında bulunan yazma defterleri arasında birisi semailer, tekerlemeler başlığı altında on beş tekerleme örneği vermektedir. Hacıvat birkaç kez çıkarsa da Karagöz’ün vuruşuyla kaçar, Karagöz yatıştıktan sonra muhavere bölümü sona erer. Mukaddime’nin eski oynayışı değişikti. Eldeki kaynaklara göre daha eskiden Karagöz oyunlarında asıl “fasıl”dan önce hayvanlarla kısa bir sözsüz oyun oynatılmaktaydı, tıpkı günümüzde asıl film başlamadan önce canlı resim filmi gösterilmesi gibi. 19. yüzyılda Türkiye’ye gelip bir de kitap yazmış olan Richard Dewey gördüğü bir Karagöz gösterisini uzun boylu anlatırken şunları yazıyor: “Bir iki dakika saydam perde boş kaldı. Derken deve sırtında güldürücü bir görüntü acele koşarak geçti, onun arkasından fareyi kovalayan bir kedi. Kedi uzunca bir süre fareyle acımasızca oynadı ve sonunda onu yutuverdi. Bu sırada çalgıcı takımı yıldırıcı sesler, patırtılarla karışık, titrek, çığlımsı bir ses çıkarttı; anlaşılan bu ses mutsuz kedinin karnındaki işkence odasında bulunan mutsuz farenin can çekişmesini anlatmak içindi. Sonra garip biçimli davuldan çıkan kulakları sağır edici sesler gitgide kesildi. Kedinin yemeği sona ermişti. Kedi ile fare olayı seyircinin öylesine hoşuna gitmişti ki odanın içi beğenmekten gelen fısıltı dalgalarıyla çalkalandı.
 1582 sünnet şenliğini anlatan Surname-i Hümayun yukarıda adı geçen yerinde fareyle kedi, leylek ile yılan ve büyük ejderin insanları yutması gibi kısa oyunların gösterildiğini şu satırlardan öğreniyoruz:
Muşla gürbenin seyrin haddan aşurdu ve leylek ile marın nezaketin yerine düşürdü. Andan sonra bir ejder-i mehinpeykeri meydan yerine getirüb ademler yutdurdu.
 Nitekim aynı şenliği anlatan bir yabancı tanık ise gölge oyunuyla bir kedinin bir fareyi, bir leyleğin bir yılanı yuttuğunu söyleyerek olayı doğruluyor. Eskiden bu çeşit hayvan sözsüz ön oyunlar oynatılmış olduğuna kimi Karagöz koleksiyonlarında rastladığımız hayvan görüntüleri de kanıttır. Kiel’deki, Hamburg’daki, Topkapı Sarayındaki koleksiyonlarda kedi, fare görüntüleri bulunmaktadır. Böylece anlaşılıyor ki hayvanlarla gösterilen bu kısa sössüz oyunlar geleneği 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar sürdürülmüştür. Bunları ortaoyununun eski biçiminde de buluyoruz. Mukaddime ve muhavereden sonra fasıl gelir. Muhavereden fasıla geçerken önce Hacıvat gider. Karagöz çıkmadan: Sen gidersin de beni pamuk ipliğiyle mi bağlıyorlar? Ben de gideyim iydgaha, dollaba, dilber seyrine! Bakalımj ayine-i devran ne suret gösterir, sallan bullan koca oğlan dedikten sonra fasıl başlar. Belli başlı fasıl’ların konularını ve kaynaklarını bir yazı dizisinde göstermiştim. Bu kaynaklar dışında kimi özel ellerde, kimi kitaplıklarda, yazma veya ses şeritlerinde pek çok fasıl bulunmaktadır. Kimi fasılların konuları benzer olmakla birlikte adları değişmektedir. Örneğin Yorgi ‘nin Mecmua-yi hayal dizisinden çıkan Karagöz fasılları arasında Kanlı Nigar oyunu 5 nolu cüzde karagöz’ün soyulup dayak yemesi iken aynı oyunun 6. cüzdeki ikinci yarısının adı Karagöz’ün karaman koyunu olmasıdır. Kimi aynı fasılın bir çeşitlemesinde olaylar dizisi değişik biçimde gelişir. Bu yolda değiştirmelere yabancı gezginlerin kitaplarındaki özetlerde rastlıyoruz. Örneğin Bahçe oyununa benzer oyunu bir yabancı gezgin özetle şöyle anlatır: Bir bahçede bir güzel (huri) bulunmakta, nöbetçiler, askerler, harem ağaları, köpekler beklemektedir. Karagöz, Hacıvat ve çeşitli kişiler bahçeye girmek isterler. Hacıvat’ın bütün foyasını Karagöz bozar. Bahçeye girmek isteyenler hep güzele tutulmuşlardır. Bir Acem gelir döğüşür. Bir elçinin oğlu elinde bir tılsım ile gelir ve bu tılsımın yardımıyla bahçeye girmeyi başarır.
Karagöz’ün teknik gereçleri ve oynatma tekniğine gelince; tasvir denilen görüntülerin hazırlanması ilk aşamadır. Karagöz oyununun kendisi gibi tasvircilik de can çekişmektedir. Eski tasvirler bizden çok dışarıda yabancı müzelerde ve özel ellerde bulunmaktadır. Tasvir yapan tasvirciler Karagöz oynatanlardan ayrı olmakla birlikte kimi Karagözcülerin kendi tasvirlerini yapmış olduklarını biliyoruz.
 Karagöz tek sanatçının gösterisidir. Bununla birlikte Karagözcünün yardımcıları da yok değildir. Hayali ya da hayalbaz denilen ustadan başka bir çırak vardır. Perdenin hazırlanmasını, oynanacak fasılın görüntülerini çekip sıraya koymaktan başka ayrıca ustanın yanında bu sanatın öğrencisidir. Çırağın da yardımcısı sandıkkar adını alır, o da çırağa yardımcı olur. Tam bir fasıl dağarcığı için gerekli bütün görüntülerin tümüne hayal sandığı denildiği için onun bakımıyla görevli olanın adı da sandıkkar dır. Oyunlarda şarkıları, türküleri okuyanlara yardak denir. Bu gene eski bir geleneksel Türk seyirlik oyunu olan Hokkabaz’ın yardağından ayrıdır. Def çalan yardımcıya da dayrezen denir. Bunlar da şarkı söylerlerdi. Karagöz dilinde defe dayre, zile hatem denilirdi. Bununla birlikte 16. yüzyıldan daha aşağıda sözünü edeceğim çeşitli oyuncu takımlarını gösteren bir belgede gölge oyuncuları “bir nefer” diye tek kişi olarak gösterilmiştir. Belki de 16. yüzyılda gölge oynatanların hiç yardımcıları yoktu.
 Karagöz üzerine incelemeler yapmış olanların hemen hemen hepsi daha çok Karagöz’ün tarihçesi, kişileri ve oyunlarının konuları üzerinde durmuşlardır. Bunun nasıl bir tiyatro türü olduğunu ele almamışlardır. Karagöz’ün güldürü yöntemleri üzerinde yazılarımda durmuştum.
 Bu açıdan üzerinde durulması gereken bir sorun da Karagöz’ün siyasal yönü ve açık saçıklığıdır. Şimdiye dek Karagöz’ün siyasal bir taşlama olduğu üzerine incelemeciler ya susmuşlar ya da bu yönünün olamayacağını kestirip atmışlardır. Yeterli kanıtlarla tersine siyasi taşlamanın Karagöz’ün en önemli yanı olduğunu göstermiştim. Şimdi bu görüşü pekiştirmek için daha başka kanıtlar ortaya koyalım.
 Gösterilen kanıtların daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi siyasal taşlamanın yasak edildiği Abdulaziz çağından önce olması ve yabancıların tanıklığına dayanması bu görüşü doğrulamaktadır. Bize geçmeden önce Türkiye dışında iki incelemecinin kitabında Karagöz’ün siyasal yönünü doğrulayan iki örnek vermek yerinde olur. Profesör Jacob 18. yüzyılda Haleb tarihi üzerine bir kitap yazmış olan Alexander Russell’in kaynak göstererek 1768 de Rusya ile savaşın başında gözden düşen Halep Yeniçerilerini, Karagöz alaya almış. Hükümet, halkın büyük alkışla desteklediği bu davranışı yasaklıyor. Bir de Kuzey Afrika’yı örnek verelim. Kuzey Afrika’da Fransız askerleri perdeye çıkarılıyor, oyunlar Fransız asker ve polisinin dövülmesiyle sona eriyordu. Siyasal olaylar yerildiği için 1843 de gölge tiyatrosu yasaklandı. 1910 da Trablus’u İtalyanlar almadan önce iki olay geçmişti. Bunlardan birincisinde Karagöz 1870 Fransız-Alman savaşında Paris’teki durumu gösteriyor, farelerin bir altına satıldığını ele alarak, kuşatılmış Paris’teki Fransız askerleriyle alay ediyordu. İkinci olayda ise Karagöz 1909 yılında 2. Abdülhamit’in tahttan indirilmesini, halk ayaklanmasını ele alıyor, oyunda büyük şenlik yapılıyordu. 1911 de Karagözde siyasal taşlama yasaklanıyor.
 Türkiye’ye dönersek, çeşitli yabancı tanıklar Karagöz’ün siyasal yönüne dokunuyorlar. Bi tanık Karagöz’ün hoşnutsuz kişilerin sözcüğü olduğu için yasaklandığını, kimi yerlerde sınırlı olarak oynatıldığını söylüyor. Bir başkası, Karagöz’de söyleşmelerin yer yer mizahlı, nükteli, yer yer fitneci, ortalığı karıştırıcı olduğunu, sultana, vezire bile sataştığını belirtiyor. Daha sonraki yıllardan bir yabancı tanık ise bu konu üzerinde uzun boylu duruyor. Karagöz’ün sansürü hiçe saydığını, sınırsız bir özgürlüğe sahip olduğunu, öyle ki Avrupa ülkelerindeki gazetelerin bu denli saldırgan olmadığını, Amerika, İngiltere, Fransa gibi ülkelerin bile siyasal sataşmalar bakımından daha sınırlı olduklarını, buna karşın Karagöz’ün mutlakiyetle yönetilen Türkiye’de denetsiz, başı boş bir günlük gazeteye benzediğini, üstelik yazılı olmayıp sözlü olduğu için daha da ürkütücü olduğunu, kutsal tanıdığı Sultan Abdülmecid dışında herkese saldırdığını belirtiyor. Ayrıca 1854 yılının ağustosunda Karagöz’ün İngiliz ve Fransız amirallerine göz açtırmayan iğnelemelerle onların ağırdan alışlarını eleştirdiğini, onların manevralarını doğru bulmayarak öfkeyle onlara gemilerini daha iyi çalıştırmalarını öğütlediğini söylüyor.
 Gene bu tanığa göre Sadrazam’da perdeye çıkarılıyor, bu yüksek devlet adamını sanki bir “gâvur”muşçasına yargılıyor. Kendini bu yargıç karşısında iyi savunamayan Sadrazam Yedikule zindanlarını boyluyor. Tanık, Karagöz’ün bir Boccacio, bir Rabelais, bir Petrone, bir Marforio ve Arlequin karışımı olduğuna değindikten sonra başka yerde olsa Karagöz’ün bu söylediklerinin bir tek satırını yazanın ya tutuklanacağını, ya da sürüleceğini, oysa Karagöz’e bir şeyler olmadığını söylüyor.
 Gene aynı yıl bir başka tanık Karagöz’ün taşlamasını ister paşa olsun, ister ulema olsun, derviş, bankacı, tacir olsun herkese yönelttiğini, kimseyi esirgemediğini, her sınıftan, her uğraştan kişiyi perdeden geçirttiğini, her birini kendi özgü çizgilerle vurguladığını belirttikten sonra, gösterilere kimliğini gizleyip gelen vezirin bile bunlarda kimi kez çok sert gerçekleri işitmek zorunda kaldığını söylüyor. Türkiye’ye bu saydığım gezginlerden daha sonra gelen Gerard ve Nervalde Karagöz’ün halkın sözcüsü olarak yetkisi olan kişilerin işlerini eleştirdiğini bunu yaparken kazığa, satıra ve ipe meydan okuduğunu bildiriyor.
 Bu bizi Karagöz’ün bir başka özgürlüğüne, onun açık saçıklığına getirmektedir. Karagöz’ü yüzlerce yıl her türlü baskıdan, yasaklamadan kurtarmak için yerli kaynaklar bu konuda susmuşlar. Yerli incelemecilerimiz de gerçek Karagöz’de açıklık saçıklık olamayacağını, bunun yalnız köşe başı hayalcileri seyretmiş yabancı gezginlerin uydurması olduğunu söyleyerek Karagöz’e toz kondurmak istemiyorlar. Gene aynı gerekçeyle phallus (erkeklik aygıtı)un Karagöz’ün ayrılmaz bir öğesi olacağını da benimsemezler.
 Mimus ve commedia dell’arte başta olmak üzere phallus bolluk törenlerinin bir kalıntısı olarak bütün halk tiyatrolarının en ayrılmaz bir özelliğidir. Böyle olunca gene bir halk tiyatrosu olan Karagöz bundan niye yoksun kalsın. Toramanlı Karagöz (ya da zekerli Karagöz) denilen böyle phallus’lu Karagöz oyunlarının çok oynandığını bildiğimiz gibi sevicilik gibisinden türlü cinsel sapıklıklara değinen oyunlar da vardır. Kaldı ki bir çok Karagöz görüntülerinde bu türlü phallus’lu Karagözler bulunmaktadır. Örneğin Topkapı sarayı müzesindeki Karagöz koleksiyonunda Karagöz’ün kendisi olmamakla birlikte bir iki görüntü phallus’ludur. Geçen yüzyılın başlarına dek yabancı tanıklar Karagöz’ün açık saçıklığını yazılarında belirtmişlerdir. Bir tanık Karagöz’de hiçbir sansür olmadığını, phallus’lu Karagöz’ü, bu açık saçıklığı çocuklarla kadınların nasıl olup da seyrettiğine de şaşıyor. Gitgide buna sınırlamalar konulmuştur. Nitekim bir başka yabancı polisin Karagöz’e çeki düzen vermiş olmasına karşın gene de açık saçık olduğunu belirtiyor. Sınırlamalar ise çeşitliydi. Daha sonraki yıllarda bir yazar Karagöz’e ancak Ramazan’ın on beşinden sonra izin verildiğini belirttikten sonra ramazan eğlencelerinden olan hayal- muvafıkı âdap olmayan bazı şeyleri kaldırılarak- hâla eski hama eski tas bâki olduğunu belirttikten sonra bir başka yerde “Hayaller çocuklar içindir” diyor.
 Yakın çağlarda Karagözcü iki yönden kısıtlanmıştı. İlkin sanat bakımından Karagözcülerin bir kahyası, kethüdası ve onun yardımcısı bulunurdu. Bu kahyayı belediye onaylardı. Çıraklıktan ustalığa geçmiş olan Karagözcüler buradan bir “esnaf tezkeresi” almak zorundaydılar. Çeşitli vesileler için bu tezkerenin parası da değişirdi.
 Sanat bakımından bu denetlemenin yanı sıra polis ve halkın güvenliği yönünden de bir takım sınırlamalar konulmuştu. Küçük Ali birinci dünya savaşı başlamadan az önceki işlemleri sırayla anlatıyor. “Önce zaptiye nezaretine bir dilekçe veriliyor, bu dilekçe polis müdürlüklerine ve oradan karakollara gönderiliyor, zaptiyenin aradığı koşullar oyun yerinin cami, tekke ve okullardan kırk metre uzaklıkta olması, bu oyun yerini tutanın namuslu olması ve hiçbir suçu bulunmaması, ayrıca elinde Karagözcü belgesi olmasıdır.”
 Bu soruşturma sonunda verilen bir belgede özellikle Karagözcüyü bağlayan şu sözler ilginçtir: “Edep ve terbiye dairesinde hikaye söylemek, meddahlık etmek ve hayal oynatmak.” Bir dilekçe de belediyeye veriliyor. Burada aranan koşullar da şunlar: “Karagöz oynatılan yerlerin genel sağlık bakımından sakıncalı olmaması, yangın için iki kapı bulunması, yangın söndürme aygıtlarının sağlanmış olması.” İşte bunlardan sonra para karşılığında “ruhsat tezkeresi” alınırdı. Ayrıca karagözcü Darülâceze’ye de bir para ödemek zorundaydı.
 En eski Karagözcülere gelince, yazımın başında açıkladığım nedenlerden ötürü gene bunları 16. yüzyıldan başlatmak zorundayız. Gerçi bu arada Kör Hasan adlı bir hayalcinin Yıldırım Beyazıt çağında yaşadığı ileri sürülmüşse de bu hayalci 16. yüzyılda yaşamıştır. 16. yüzyıla gelince oyuncu takımlarının adlarını veren ve takımların kaçar kişi olduklarını gösteren bir belge de Cemaat-i hayal-i zılciyan başlığı altında şu sanatçıların adlarını buluyoruz: Pehlevan şah kolu, Pehlevan Sekoğlu, Pehlevan Kör Hasan, Pehlevan Yenikapılı Ahmet, Pehlevan Çalık Ali Bali, Pehlevan Mehmet Bursavi, Pehlevan Ahvel Mehmed, Pehlevan Yenikapılı Hasan, Halepli Arap Mehmet, Pehlevan Vakoğlu Mehmet, Osman, Parpul Mehmet, Çalık Osman, Süleyman, Hüseyin, Muslu, Sefer Bali, Baba Antepli Yucuk, uzun Ali. Daha önce belirttiğim gibi bu belgede hokkabaz, tasbaz, suretbaz, gibi çeşitli oyuncu kolları birden çok kişiyle gösterilmesine karşın Cemaat-i Piyade çadırları, hayal-i has, hayal-i zılciyan gibi kukla ve gölge oyuncu takımları hep birer kişi olarak gösterilmişlerdir. Hayal-i Has’ın ne olduğu pek belirli değildir. Olabilir ki sarayda oynatılan kukla ya da gölge oyunuydu. Nitekim daha sonraki çağlarda halka oynayan Karagözcülerin yanı sıra Padişahın önünde oynayanlara Huzur Karagözü deniliyordu.

Metin And
Türk Dili Dergisi No:207 Ankara 1968

İlk sayfa

MAKALELER SAYFASINA GERİ DÖN

Site haritası - Reklam - Yasal Uyarı