Karagöz Gösterisi İletişim

Karagöz Üzerindeki Bilgilere Yeni Katkılar 3

 Karagöz’ün Türkiye’ye gelişi üzerine üçüncü bir görüş daha vardır. Bu görüşe ilk önce Profesör Jacob, bir olasılık olarak değinmiştir. Tahir Alangu daha sonra yayınlanan bir konferansında, Karagöz’de rastlanan bazı çingene özelliklerini göz önünde tutarak ve Karagöz’ün kendini Türkiye’de gösterdiği çağ ile çingenelerin Türkiye’ye yayılma tarihlerinin rastlaşmasına dayanarak gölge oyununun Cava ve Hindistan’dan Türkiye’ye çingene oynatıcılar eliyle geçtiğini ileri sürüyor. Ancak çingene öğelerinin Karagöz’de bulunmasıyla bunların çingeneler eliyle Türkiye’ye getirilmesi ayrı ayrı şeylerdir. Bu görüşü destekleyecek elde hiçbir kanıt bulunmayışından Alangu’nun görüşü bir yakıştırmacadan ileri gitmiyor.
 Hintlilerin Çayanatak denilen gölge oyunları üzerine bilgimiz pek azdır. Buna karşın Hindistan’da köylerde gösterilen ve adına Bommalattams denilen güderiden, alacalı renklerde boyalı görüntüler, bizim Karagöz’e daha yakındır. Bunlar dikey çubuklarla tabana saptanır, kol ve bacakları iplerle oynatılır. Bunların Karagöz’e bir benzerliği de tanrıların, efsanelerin yanı sıra günlük olaylara, fıkralara da değinmiş olmalarıdır. Alangu, ayrıca İslam ülkelerinde kukla bulunmadığı gibisinden yanlışlara da düşmüştür.
 Bir tartışma konusu da Karagöz ve arkadaşı Hacıvat’ın yaşamış gerçek kişile olup olmadığıdır. Gölge oyununun bu iki kahramanı halkın gönlünde yüzyıllarca öyle yerleşmiştir ki halk onları gerçekten yaşamış kişiler olarak görmek istemiştir. Bu bakımdan birtakım söylentilerde onların yaşadıkları ileri sürülmüştür. Bu söylentilerden birisine göre Sultan Orhan çağında Hacıvat’ın duvarcı, Karagöz’ün demirci olduğu, Bursa’da yapılan bir camide çalıştıkları, söyleşmeleriyle öteki işçileri oyaladıkları, bu yüzden de caminin yapımının gecikmesi üzerine Sultanın bunların ölümlerini buyurduğu yolundadır. Bu söylentinin dört değişik çeşitlemesi bulunmaktadır. İkinci söylentiyi Evliya Çelebi’de buluyoruz. Ona göre Efelioğlu Hacı Eyvad, Selçuklular çağında Mekke’den Bursa’ya gidip gelen Yorkça Halil adıyla tanınmış, daha sonra kendisini eşkıyalar öldürmüştür. Karagöz ise İstanbul Tekfuru Konstantin’in seyisi olup Edirne dolaylarında Kırk Kilise’den kıptî Sofyozlu Karagöz Bâli çelebiydi, yılda bir kez Tekfur kendisini Alaeddin Selçuki’ye gönderdiğinde Hacıvat ile buluşur, onların söyleşmelerini gölge oyunu olarak oynatırlardı.
 Evliya Çelebi’nin kendi çağından şöyle böyle bir dört yüz yıl öncesinin olayları üzerine vereceği bilgi ne denli doğru olabilirse bu söylentiye de o denli güvenilebilir. Kimi incelemeciler bu söylentinin tarih tarih yanlışlarına karşın doğruluğunu benimsemişler, öyle ki bundan Selçuklularda gölge oyunu bulunduğu uydurma sonucunu da çıkarabilmişlerdir. Elde güvenilir bir kaynak olmadıkça Karagöz ve Hacıvat’ın ne yaşadığı ne de yaşamadığı yolunda bir sonuca ulaşabiliriz. Nitekim 1932 yılında Bursa’da Çekirge yolunda karagöz için yaptırılan mezarın onarılması söz konusu olunca bu olayla ilgili olarak Karagöz’ün gerçek ya da yapıntı bir kişi olup olmadığı üzerinde basında uzunca süren bir tartışma olmuş, bu tartışmalarda türlü görüşler ileri sürülmüştür. Bu arada Fuat Köprülü bir demecinde Karagöz’ün yapıntı bir kişi olduğunu belirtmiştir. Gene bu tartışmalarda Filibeli Mithat beyin Bursa belediye başkanı Muhittin Bey’e yazdığı bir mektubu yayınlanmıştır. Mektup sahibi 1333 yılında Hisar’daki Orta Pazar medresesi kitaplığında (veya oradaki Mısrî tekkesi kitaplığında) Hayat ve menakibi kara Uğuz ve Hacı Evhad adında bir kitabın bulunduğunu, daha sonra bunun bir yangında yandığını söylüyor. Mektup yazarı Bursa’da sahaflar çarşısında oturan kahveci Şeyh Hakkı Efendi’den Karagöz’ün Orhaneli ilçesinde Karakeçili aşiretinden Oğuz adını taşıyan, esmer olduğu için kara denilen bir köylü olduğunu, ama bu adın daha sonra iri yarı olduğu için Kara Öküz yapıldığını, bunun arkadaşı Hacı Ahvat ile birlikte düzenledikleri oyunlar Şeyh Küşterî’nin ilgisini çektiğini ve Kara Öküz’ü Karagöz’e çevirdiğini öğrenmiştir. Bir de Karagöz’le Mısırlı vezir Karakuş arasında bir ilişki kurulmak istenmiş, ayrıca yargıç Karakuş’un bir alacaklının para verdiği borçlusunun parası olunca alacaklısını aramaması üzerine alacaklıyı hapse attırarak borçlunun böylece kendisini arayacağı üzerine karar verdiği üzerine bir fıkra anlatılıyor.
 Her Karagöz oyunu üç kesimden meydana gelir: Mukaddime (öndeyiş ve giriş), muhavere (söyleşme), fasıl (oyunun kendisi). Boratav buna bir de bitişi dördüncü bir kesim olarak katıyor.
 Oyunun mukaddime kesiminde de çeşitli kesimler bulunmaktadır. İlk önce müzikle boş perdeye göstermelik (ya da gösterme) denilen ve çoğu kez oyunun konusuyla ilintisi olmayan bir görüntü konulur. Bu konuyla ilintili olabilir, örneğin Tahmis oyununda göstermelik kahve dövücüleri gösterilir. Çoğu kez hiçbir ilgisi de olmaz. Söz gelişi, bir dalyan, bir saksı, limon ağacı, vak vak ağacı, gemi, deniz kızı, çalgıcılar, kediler, Burak, ev ya da Metin And koleksiyonunda bulunan göstermelikler arasında yer alan Zaloğlu Rüstem’in devle savaşı gibi.
 Göstermeliklerin görevi, henüz oyunu seyretmeye hazırlanmamış seyirciyi, oyunun yapıntı gerçeğine hazırlamak, yanılsama havasına sokmak, onda geciktirim ve ilgi uyandırmaktır. Belki de bunda Uzak Doğu gölge oyunlarının bir etkisi bulunabilir. Göstermelik, bir ucuna sigara kağıdı gerilerek yapılmış nâreke adında bir kamış düdüğün cırlak sesiyle kaldırılır. Bundan sonra perdeye def’in tartımına uygun Hacıvat gelir, bir semai okur. Bunu kimi kez bir ara semaisinin izlediği olur. Bu semailer Dügah, Ferahnak, İsfahan, Tahir Puselik, Yegah, Rast, Nihavend, Beyati, Uşşak, Segah, Eviç gibi makamlarda olur. Bu şarkıların çoğu Haşim mecmuası, Gülzâr-ı musiki, Nevzad-ı musiki gibi şarkı derlemelerinden alınmıştır. Burada Hacıvat müziğin tartımına uydurarak başını hafifçe sallar. Semai bitince Hacıvat “Off... Hay hak” diyerek perde gazeline başlar.
 Perde gazelleri çoğu kez oyunun bir öğrenek oyunu olduğunu ve tasavvuf anlamını belirtir. Bunların içinde Sadık, Mukbil, Latif, Raşit Ali Efendi, Kemteri, hayali, İbn-i İsa Akhisârî, Bektaşi Ali Hilmi Dede, Birri gibi şair ve şair mahlaslarına rastlanır. Bu perde gazellerinden bir iki örnek verelim:

Seyreden ahbablara işve nümadır perdemiz
Hem verir ruha gıda cana safadır perdemiz
Arifane hep hayâlâtı cihanı gösterir
Güya ayinei ibretnümadır perdemiz
Ki görürse ne acep meftundur e canu dil
Var ise bir dilberi mahı likadır perdemiz
Gösterir çeşm i siyah ile Hacı Evhad’a şekil
Verir dikkatle bakana hoş edadır perdemiz
Eylemiş bu hayme-i dünyaya Şeyh Küşteri
Hem zalil hem halil-i ibret nümadır perdemiz.
*********************
Hep metanet üzredir ehli kemalin perdesi
Hal olursa lağvolur sahip cemalin perdesi
Bulmaz ahenk eğer vermezse mıtrip gûşmâl
Nâyi tanbur keman şarkı mâvalın perdesi
Cem olunca aşıkı maşuk bezmi hasda
Ol vakit mani değil kalsa visalin perdesi
Hacı Evhad’la Karagöz bulamazdı iştihar
Olmasaydı bezmi irfanda hayalin perdesi.
*********************
Temaşayı hayal erbabına özge temaşadır
Maarif ehline malum olur ise de muammadır
Ne anlar cahili nadan olan sırrı muammadan
Bakar zahir gözüyle sanki miratı mücelladır
Verasın fehm ü idrak eyleyen yarana aşk olsun
Değildir ehli irfan hakkın zılli hüveydadır
Misal etmiş Şeyh Küşteri gülzarı dünyaya
Anın çün Sadıka zılli hayal müsemmadır.
 Bundan sonra Hacıvat secili bir biçimde yakarır:
Huzur-u hazıran, cemiyet-i irfan, vakt-ı safayı merdan, laindir, dinsizdir, münafıktır, bi-edepdir şeytan, şeytana lanet, rahmanın birliğine hamd-ı bigayet, ol ceban-ı rabülenam, şevketlü, kudretlü, kemal-ü muhabetlü Padişahımız Efendimiz Hazretlerini ila yövmilkıyam erikepira-yı ihtişam buyursun!
Ardından bir beyit okur. Bu beyitin bazen Hafız’dan , Ziya Paşa’nın Terkibibend’inden, Fuzuli, Nedim, Nef’i divanlarından alındığı görülür. Bundan sonra aşağıdaki satırlarda görüleceği gibi kendine kafa dengi bir arkadaş arar, bu arkadaşta istediği özellikleri sayar:
Efendim! Demem o demek değil!
Ben bendenize, bu hakir duacınıza eli yüzü yunmuş, elfazı düzgün, sözü sohbeti tatlı bir fasihüllisan yâr-ı vefaşiar olsa, geliverse şu meydân-ı pür sefaya, arabi bilse, farisi bilse, biraz fenn-i şiir ü musikiye aşina olsa o söylese bendeniz dinlesem, bendeniz söylesem o dinlese oturan zevkpervan-ı kiram da sefayâb olsa! Diyelim bu gece işimiz mevlam rast getire!
Yar bana bir eğlence, aman bana bir eğlence
Yar bana bir eğlence!

Sonraki Sayfa

MAKALELER SAYFASINA GERİ DÖN

Site haritası - Reklam - Yasal Uyarı