Türkiye’de ise bazıları Karagöz’e sahip çıktığı,
bazıları ise çaldığı için Yunanistan’a kızgınlığını
dile getirdiği veya Karaghiozis’in Yunan buluşu
olmadığını ispat etmek için kaleme sarıldığı halde
ne tuhaftır ki bazıları da “Karagöz’ün artık müzelik
olarak rafa kaldırılmasını” veya “Karagöz’ün
bir kıymet ifade etmediğini, hangi millet alırsa alsın
bir önemi olmadığını” ileri sürebilmektedir.
Karagöz ve Karaghiozis’i bu şekilde ve özetle
ortaya koyduktan sonra, Yunanlıların Karagöz ve Karaghiozis
için neler düşündüğünü broşür vasıtası ile
öğrenmek muhakkak ki bizim için lüzumlu ve faydalı
olacaktır. Ayrıca bir lastik fabrikasının Karaghiozis’i
duvar takvimi yaparak dünyaya dağıttığı ve Karagöz’ün
Yunan buluşu olduğunu bir kere daha yaydığı da dikkate
alınırsa, kısa da olsa verilen bilgide gösterilen tarafsızlık,
bütün Yunanlıların aynı iddiayı paylaşmadığının
ispatı bakımından bu broşürün önemini artırmaktadır.
Bu broşür benzeri bir çalışmanın bugüne kadar
Türkiye’de yapılmamış olduğunu da belirtmeliyim.
Halbuki deri Karagöz figürleri (tasvirleri) ile çeşitli
dillerde hazırlanacak Karagöz broşürleri ve ilgili
hediyelik eşyalar, turistik eşya satıcılarında bol bol
ve her zaman bulunabilse idi şimdiye kadar bu sanat ayrıca
az da olsa bir döviz kaynağı olduktan başka Karagöz’ümüzü
de sessizce ve devamlı olarak her milletten bir çok meraklıya
tanıtmış olacaktık. Turistik yerlerde Karagöz gösterileri
yapacak veya bu gösterilerin filmini gösterecek yerde, Gülhane
Parkında yıllarca Karagöz ve Kukla oynatılmış sevimli
sahne-kulübeyi de çöpçülerin süpürge ve kürek deposu
yaptık.
Şimdi “KARAGHİOZİS” broşürünü ilk
satırlarından itibaren okumaya başlayalım:
“Karagözcülük sanatı bütünü ile kartondan bir dünya meydana getirmiş
ve bunu bir asır boyunca muhafaza etmiştir. Işıklı
perdenin üzerinde neşeli bir mizah ve bütün ortak
meseleler görünür. Ancak bütün bunlar aydın muhitin hor görüşünden
ve kötümserlikten uzak, titiz bir damıtım işlemini andıran
büyük bir hassasiyetle verilmiştir. O kadar ki, günümüz
Yunanistan’ında dahi, sevilen bazı maniler ve şiirler
haricinde, ne tiyatroda, ne de resimde halkın iğneleyici
kuvvetini aksettiren bir yaratıcılığın Karagözcülük
kadar mevcut olmadığını ifade etmek mümkündür Karagöz’ün
bize geldiği devrin tespiti, tarihçiler için büyük bir
alakanın ifadesi olabilir. Fakat bu, onun aktüel manasını
değiştirmekte hiçbir ifade taşımaz.”
.........................
“Aksesuar ve bölümleri, antik tiyatrodaki gibi basit, ancak bir onunki
kadar tecrübe geçirdiğinin en açık ispatlarındandır.”
.........................
“Ayrı görüş ve zihniyet açılarından da olsa seyrederken, çocuklar
büyükler kadar, basit kişiler de okumuş kişiler kadar eğlenebilir
ve zevk alabilirler. Bunu sembolik bir eserin, onu okuyan
herkes tarafından değişik şekillerde tefsirine
benzetebiliriz. Hulasa olarak, Karagöz’ün başlı başına
memleketimizin bir zenginliği olduğunu ve şayet onu
kaybeder isek fakir düşeceğimizi rahatlık ile ifade
edebiliriz.”
.........................
“Sinema Karagöz’e zarar veremez. Ona zarar veren Charlot’lar,hayatın
katı ve direkt tarifini yapan yeni gerçekçi İtalyan
filmleri, hayalleri ve yaratıcılığı ile insanı
kahramanca bir seviyede perdeye aksettiren Rus filmleri değil, basamaksız
bir merdivenin üzerinde kötü zevki yetiştiren Hollywood sanatıdır.”
Broşürü okumaya ara verip bazı notlar verelim: Broşürü süsleyen
figürlerin çizimi ve yapılması Eugene Spatharis’
e aittir ki bu, Yunan Karagözünde dünya çapında şöhret
yapan Sotiris Spatharis’in oğludur. Baba
Spatharis’in hatıraları iki kalın cilt olarak 1960 da
Yunanistan’da. Sonra da İngilizce özeti “Behind
The White Screen” ismi
ile 1967 de Londra ve 1976 da New York’da yayınlandı. Bizim
de bir Hayali Küçük Ali’miz olmasına rağmen
onun hakkında bazı ropörtajlardan başka bir şey yazılmadı.
Broşürün naklettiğimiz paragraflarında verilen diğer bir bilgi de
figürlerin “karton” dan yapılmış olduğunun açıklanmasıdır. Türkler
çok eskiden beri dericilikte çok ileri oldukları için
Karagöz tasvirlerini de şeffaf hale getirdikleri deri
tabakalarını işleyip boyayarak yapmışlardır. Halıcılıkta
kullanmak ağaç ve bitkilerden elde ettikleri “tabii
boyalar” ile renklendirilen bu deriler eskidikçe güzelleşen
bir özellik kazanmışlardır. Dolayısı ile bu şekilde yapılan
Karagöz figürleri (tasvirleri) bütün müzeler ve
koleksiyoncular tarafından aranır olmuştur. Yunan gölge
tiyatrocuları ve figür yapımcıları be derileri ve boyaları
yapamadıkları için başlangıçta figürlerini metal
levhalardan ve kartondan yapmışlardır. Eski İstanbul’da
da çocuklar için böyle karton tasvirlerin yapılıp hatta
mahalle bakkallarında satıldığı bilinmektedir.
“Tarihi Bilgiler” başlığı ile broşür devam ediyor:
Gölge tiyatroları sanatı Asya’da , Hindistan’da, Çin’de, Arabistan’da,Türkiye’de
ezelden beri bilinmektedir. Hatta Fransa’da da 18. asırda gölge
tiyatrosunun benzeri olarak “Seraphin Tiyatrosu” şeklinde
görülmüştür. Bize Türkiye’den gelmiştir
.........................
“Ananevi Karagöz’ün hayatta olan ustası Spatharis, bize şöyle
anlatıyor: Karagöz bir inşaat ustasıdır ve Bursa’da bir
paşanın sarayının inşaatında çalışmaktadır. Ancak
gevezelikleri ile diğer işçilerin vaktini ziyan etmelerine
sebep olunca, paşa onu öldürtür. Fakat bütün şehir halkını
Karagöz’ün arkasından ağlar görünce de pişmanlığını
göstermek için onun adına bir lahit ve bir de tulumba inşa
ettirir. Karagöz’ün yakın arkadaşı olan Hacıvat Çelebi’ye
onun şakalarını perde üzerinde canlandırması için de
emir verir.”
Birkaç not da buraya sıkıştıralım: Karagöz’ün Yunanistan’a
Türkiye’den gittiğinin açıkça ifade edilmiş olması
broşürü hazırlayanların iyi niyetini ve broşürün kıymetini
de göstermektedir. Broşür kapağında “Karaghiozis”
şeklinde yazılmasına rağmen, Fransızca metnin içinde bu isim devamlı olarak “Karaghioz”
olarak yazılmıştır. Bu sebeple Türkçe’ye tercümesinde bunun “Karagöz”
şeklinde yazılmış olduğunu belirtmeliyim.
Dominique Seraphin (1747-1800) tiyatrosunda “Çin
gölgelerini” göstererek büyük
alaka görmüştür. Ancak figürleri kartondandı ve siyah gölge
veriyordu. Ölümünden sonra aile üyeleri bu çalışmayı
devam ettirdiler. Bu tiyatronun figürleri ise halen New York
Cooper-Union Museum’da bulunmaktadır.
Türk gölge tiyatrosunun çıkışının özetlendiği kısmın
anlatıcısı olarak bildirilen Sotiris Spatharis1898
de doğmuş ve 1974 de ölmüştür. Onun broşürde özetlenen
Karagöz’ün çıkış rivayeti ise yine Bursa’dan
kaynaklanmaktadır. Ancak saray inşaatı bulunması, Karagöz’ün
öldürülerek, Hacıvat Çelebi’ye Karagöz’ü perdede
canlandırma vazifesi verilmiş olması rivayetinin seçilmiş
olması dikkate değer. Çünkü bu halde, Karagöz gösterilerine
başlanırken isminin anılması bir âdet halini gelen Şeyh
Küşterî’yi ortadan kaldırmaktadır. Bu konuda başkaları
da mevcuttur ama en muteber olan “Karagöz ve Hacıvat’ın,
Sultan Orhan zamanında Bursa’da bir camide çalışmakta
olmaları” üzerine kurulu olanı var iken, hele “cami inşaatı”nın
bulunmadığı bir rivayetin Yunanistan’da yerleştiğini de
böylece öğrenmiş oluyoruz.
Broşürü okumaya devam ediyoruz:
“Türk Karagöz’ünün Yunanistan’da 1821 İstiklal Harbi’nden
evvel bazı sanatkarlar tarafından oynatıldığı rivayet
olunmaktadır. Zamanın gazeteleri olan “Tachypteras Phimi”
ve “Athena”dan, Karagöz’ün 1841 de Nauplie ve 1852 ile
1854 arasında da Atina’da mevcut olduğunu öğreniyoruz”
........................
“Karagöz sanatkarlarının en meşhurlarından ve ilklerinden olan Jean
Brahalis Baba, Karagöz’ün örneklerini İstanbul’da
seyretmiştir. Ama onun bu sanatı ne zaman Yunanistan’a
getirdiğini veya bir başkasının mı daha evvel getirip
getirmediğini bilemiyoruz. Louis Roussel, “Büyük
Helenik Ansiklopedisi”nde, Karagöz hakkındaki makalesinde,
Karagöz’ün Yunanistan’dan evvel Arnavutluk’ta görüldüğünü
ileri sürmektedir.”
..........................
“Gölge tiyatrosunun muhtelif biçimlerinin 1821’de birbirleri ile mücadele
halinde oldukları unutulmamalıdır. Komedinin yanında dram,
dramın yanında da anane tiyatroları yer alıyordu. Katsantonis,
Androutsas kahramanlarının, Daveelis ve
Yiangoulas (meşhur haydutlar) ve hatta yakındoğu temasını
işleyen Tsakitsiz’in beraberce varlıklarını devam
ettirebilmeleri, otoriteler ve halkın tercih ve alakasının
birlikte ve fazla olması ile açıklanabilir. Gölge
tiyatrosunun diğer kahramanları ve hadiseleri aşağı yukarı
zamanımıza aittir:Peponia (kaba muhafız), eski
Atinalı külhan Stavrakas, Bellatre (burnundan konuşan
zengin, şımarık ve kabiliyetsiz çocuk), Kolitri’nin
çocukları (ki Kolitri, Karagöz’ün tek çocuğundan ilham
alarak üç tane daha meydana getirmiştir ve bunlar sahnede
sadece dans edip şamata yaparlardı),Eugene Spatharis sahnesinde
Hitler ve Mussolini’yi canlandırmış ve gösterilerinde
onları cehenneme göndermiştir.”
.......................
“Biz burada, bu sanatın kendi dallarında eşsiz, eskinin ve zamanımızın
meşhur Karagöz oynatıcılarını paha biçilmez bir ağaç
ailesi olarak kabul edip mümkün mertebe kronolojik bir sıralama
ile tanıtmaya çalışıyoruz:Brahalis ,Mimoras, Poulias,
Memos, Agapitos, Pangalos, Dedoussaros, Liatsas, Prevezanos,
Theodoropoulos, Mollas, Manolopoulos, Jean Moros, Agiomavritis,
Qanthos, Sotiris Spatharis, Melidis, Vassilaros, Ridimos,
Manos, Nikitopoulos, Sotiris’in oğlu Eugene Spatharis,
Haridimos’un oğlu Michopoulos, İatridis.”
.....................
“Karagöz sanatkarları tiyatrocular gibi bütün bir mevsim boyunca çalışmazlar. Gölge
tiyatrosu daha ziyade göçmen bir açık hava tiyatrosu
hususiyeti taşır. Son harbe kadar gölge tiyatrosu grupları
yazın Atina’nın banliyölerinde, kışın da
kahvehanelerde sanatlarını yaparlar, hatta turneye çıkarlardı.”
Haklı veya haksız olarak kızsak bile, tahrif edilmiş tarihi bilgiler bir yana, verilen bu teknik bilgilerle “Karaghiozis”i bilhassa bu milli sanatımızda perde kurmayı düşünen –varsa- gençlerimizin bilmesinde muhakkak ki fayda vardır.Bir çok memlekette geleneksel veya modern gölge tiyatrosu ve çalışması bulunduğuna, hele Avrupa ile Kuzey Amerika’da değişik teknikler kullanılmakta olduğuna göre yetişecek genç karagözcülerimizin hepsinden haberdar bulunması şarttır. Karagöz sanatımızın canlanması, yaşaması ve yayılması herhalde bu şarta bağlıdır.
Ünver Oral Sanat Olayı Dergisi No:44 İstanbul 1986