2.d:
Bu tür oyunda “yabancılaştırma” yı sağlayan önemli
bir “aksesuar” vardır. Bun adı pastav dır; adına
“Şak şak” da denir. Bu hafif bir vuruşla bir çok ses
çıkartan aksesuarın “yabancılaştırma” da büyük işlevi
olur. Pîşekâr, pastav ile yukarıda görüldüğü gibi
her türlü işi yapar. Pastav kullanılması gereken bütün
aksesuarların yerini alır. Örneğin, kırbaç olur, atın
sırtına iner, yelpaze olur serinletir, kapı açılmasındaki
ses, bir merdivenin çıkılmasındaki ayak sesi, bir eşiğin
atlanması pastavla sağlandığı gibi, sopa olarak da
kullanılır. Pastav, aynı zamanda oyunun bölümlerini ayıran,
bir bölümün bittiğini haber veren bir sahne aracıdır.
Bir örnek verelim:
Pişekar: Ey azizim, işte eve geldik. (Pastavla yeni, dünyanın
kenarına vurarak) Kapıyı açtım, haydi gir bakalım.
Kavuklu: Bunun neresine gireyim? Sansar kapanı gibi bir şey.
Pişekar: Canım merdivenden bir çık. (Pastava vurur)
Pat.. pat...pat... (Kavuklu aynı hareketi tekrar ile yeni dünyadaki
iskemleye çıkar)
Bu bölümde görüldüğü gibi kapı pastavla açılır. Pîşekâr
yeni dünyanın kenarına vurmuştur pastavı. Merdivenden
çıkmak ise yine pastav sesiyle olur ve oradaki iskemlenin
üstüne çıkılır. Ahmet Rasim’in dediği gibi, “Pîşekâr’ın
elinde tuttuğu şakşak hem oyuna istikamet verir hem de âdeta
suflörlük yapar”
3.Dekorda:
Oyun yerinde herhangi bir yeri belirtmekte yalnızca iki pano
kullanılır. Bunlardan biri yüksekliği aşağı yukarı 1
metre 50 cm olan iki, üç ya da dört kanatlı, ortası açık,
üstü ve altı kafesli, Yeni dünya adı verilen
pano, öbürü de aşağı yukarı 60-75 cm. yüksekliğinde
iki, üç ya da dört kanatlı, masaya benzeyen ve Dükkan
adı verilen ufak panodur. “Yeni dünya” daha çok
ev, bahçe duvarı, hamam, köşk olarak kullanılır. “Dükkan”
daha çok işyeridir, fotoğrafçı dükkanı, telgrafhane,
atölye, muhtarlık, eskici dükkanı v.b. Bu panoların önünde
gerektiği sayıda iskemle bulunur.
Görülüyor ki, Orta oyununda iki çeşit pano ile gereken dekor sağlanmaktadır.
“İllüzyona” dayanan tiyatronun tesine bu tür
tiyatroda dekor panolar yoluyla ve “yabancılaştırma”
kavramı ile ortaya çıkartılır.
Yukarıda aktardığımız örnekte olduğu gibi, Kavuklu sık sık ev
ya da başka bir yer olarak gösterilen “yeni dünya”yı
beğenmez., orası ya bir “sansar kapanı”nı andırır
ya “bezsiz bir paravana”dır ya da “ne alt katı, ne
üst katı var”dır ve “âdeta çingene çergesine
benzer”
4.Sahne ile seyirci arasında:
Orta oyunu düzeni içinde, ikide bir tiyatro seyrettiği
seyirciye dolaylı ve dolaysız yoldan hatırlatılır.
Bazen bir gazete haberi ya da aktüel bir konu seyirciye
tekrar edilir ve sonra bir sahne oynanır. Bazen de olaya
dayanan bir olay şarkı ile dile getirilir. “Yabancılaştırma”yı
sağlayan bir öğe de oyun içindeki şarkılardır. Gerçi
bu şarkılar metni yorumlamaz, ama tiplerin özelliklerini
ve davranışlarını verir. Bu şarkıların çeşitli
tiplerin ve yörelerin anlatılmasında aydınlatıcı görevleri
vardır. Şarkılara eşlik eden kerizciler (çalgıcılar)
ise seyirciye görünen yerdedir, böylece “illüzyon”
yaratan bir müzik etmeni de yoktur.
Aktüel konunun ya da olayın toplumsal ve siyasal taşlama olarak
oynanması Orta oyununun baş özelliklerinden biridir.
Bazen Pîşekâr oyunu durdurup seyirciye ortadaki konuyla
ilgili bir açıklamada bulunur; oyun yerinde gösterecekleri
konunun bir bölümünü seyirciye anlatarak verir. Bu da
“yabancılaştırmayı” getiren bir öğedir.
Gölge oyunumuzdaki gibi “abes”e yönelen tekerlemeler gibi,
Orta oyununda da seyirciyi yabancılaştıran konuşmalar
vardır. Bu konuşmalar gülünçlük yaratmak için yanlış
anlamalar ile geliştirilirken konuşmaların mantık dışı
görüşleri ardında toplumsal taşlamaya gidilir. Eskici
Abdi oyununda Pîşekâr oyunun başında Kavukluyu
“Galiba hava lodos ki şimendiferler boğazdan dışarı düşüyorlar”
der. O arada, Kavuklu alanı ağır aksak dönmektedir. Pîşekâr’ın
sözü ilk bakışta bir anlama gelmez. Bu “saçma” gibi
görünen tümcenin mantık dışı görünüşü ardında o
zamanların aktüel bir konusu yer alır; o dönemde dalgakıran
olmadığı için kıyıya yakın demiryolları üzerinde işleyen
trenlerin büyük bir tehlikeyle karşı karşıya oldukları
“ima” edilmektedir. Buna benzer bir tümceye Tahir ile Zühre oyununda görürüz: “Galiba hava lodostu,
tekmil şamandıra Marmara’dan limana geliyor”. Pîşekâr
bu sözleri Kavuklunun Kavuklu arkası ile kavga ederek gelişine
bakarak söyler, yani şamandıralar biri küçük biri büyük
olmak üzere kavuklu ve Kavuklu arkasıdır. Ancak bu tümcede
de aktüel bir konu yer alır; İstanbul limanını allak
bullak eden lodos bir ara kayıkları, yelkenlileri ve
bunlarla birlikte şamandıraları da kıyıya vurmuştu.
Fotoğrafçı oyununda Pîşekâr ile Kavuklunun tekerleme bölümünün
bir yerinde şöyle bir konuşma geçer;
Pişekar: Evet şimendifere bininiz hadi.
Kavuklu: Ne o acelen ne?
Pişekar: Efendim hareket.
Kavuklu: Çenene bereket, dur da ne diyeceğimi, nerde kaldığımı
hatırlayayım.
Yukarıdaki konuşmada yalnızca kafiye tutturularak yapılan bir güldürmece
değil, aynı zamanda toplumumuzla ilgili bir gerçek açıklanır.
Hareketi daha çok çenesinde toplamış bir toplumun dolaylı
yoldan taşlanmasıdır bu. Ancak şurasını da belirtmek
gerekli: bu saçma konuşmaların çoğu söz oyunları ve
Cambazlık yapmak içindir. Fotoğrafçı’da uçağa
nasıl bindiğini anlatan Kavukluya Pîşekâr sorar:
Pişekar: Efendim, süratin derecesini idare eden yok mu?
Kavuklu: Hayır, sirkatin derecesini araba eden bir alet göstermediler.
Ne var ki Kavuklunun bu sözlerindeki “sirkatin derecesini
(...) eden bir alet göstermediler” tümcesi bize anlamlı
gelebilir. Çünkü burada hiçbir anlama gelmeyen “araba
eden” sözleri kişide sanki “tab eden” ya da
“rapteden” anlamlarını verdiği duygusu uyandırıyor.
Sanki “araba eden” argodur. Böylece, bu güldürmek için
söylenen söz cambazlığında “yabancılaştırılmış”
bir anlam ortaya çıkıyor. “Sirkatin derecesini tab eden
bir alet göstermediler”, biçimi insanların ortaya çıkardığı
adalet sistemini değerlendirecek bir aracın olmadığını
anlatan bir taşlama oluveriyor.
Bu örnekler çoğaltılabilir. Birkaç örnekle göstermeye çalıştığımız
“yabancılaştırma” Orta oyununun görevci yanını
ileten önemli bir öğedir. “Yabancılaştırma” ile
seyircinin oyuncuya ve gösterilen olaylara karşı eleştirir
durum almasını sağlar. Bu da estetik bir eylemdir.
Seyircinin olayı ve tipleri uzaklaşarak seyretmesi, onu düşünme
olanağı içine sokar. Çünkü böylece seyirci sürekli
bir arayı-buluş çabası içine girer; sonucu elde edince
de yaratıcı bir duruma yönelir.
Orta oyununda izlediğimiz “yabancılaştırma” kavramı, ulusal tiyatromuzu ortaya çıkarmada yardımcı olacak estetiğin kaynağıdır. Bugünün düşünce açısı ve teknolojik gelişimi içinde elde edilecek sentezle bu “yabancılaştırma” daha da ileriye götürülebilir ve bir yöntem durumuna getirilebilir. Bir yöntem olan Doğu tiyatrosunu tez, yine bir yöntem olan batı tiyatrosunu da antitez olarak aldığımız anda yeni bir sentezin yolu da açılmış olur. Yoksa geleneksel tiyatromuzu yüzeyden görüp birtakım kalıpları ve kuru kuruya biçimsel görünüşleri aktarmaya çalışmak çıkar yol değildir. Şimdiye kadar daha çok tarihsel ve belgesel yönden incelenmiş olan geleneksel Türk tiyatrosunun estetiği üzerinde durmak ve dikkatle yapılacak incelemelerle bir senteze varmak zorunludur. “Yabancılaştırma” konusu, estetik alanında yapılacak çeşitli araştırmaların yalnızca biridir.
Doç.Dr. Özdemir Nutku Tiyatro araştırmaları dergisi Sayı: 1 Yıl:1970