Karagöz Gösterisi İletişim

Ortaoyununda Yabancılaştırma Kavramı (4)

     2.d: Bu tür oyunda “yabancılaştırma” yı sağlayan önemli bir “aksesuar” vardır. Bun adı pastav dır; adına “Şak şak” da denir. Bu hafif bir vuruşla bir çok ses çıkartan aksesuarın “yabancılaştırma” da büyük işlevi olur. Pîşekâr, pastav ile yukarıda görüldüğü gibi her türlü işi yapar. Pastav kullanılması gereken bütün aksesuarların yerini alır. Örneğin, kırbaç olur, atın sırtına iner, yelpaze olur serinletir, kapı açılmasındaki ses, bir merdivenin çıkılmasındaki ayak sesi, bir eşiğin atlanması pastavla sağlandığı gibi, sopa olarak da kullanılır. Pastav, aynı zamanda oyunun bölümlerini ayıran, bir bölümün bittiğini haber veren bir sahne aracıdır. Bir örnek verelim:
Pişekar: Ey azizim, işte eve geldik. (Pastavla yeni, dünyanın kenarına vurarak) Kapıyı açtım, haydi gir bakalım.
Kavuklu: Bunun neresine gireyim? Sansar kapanı gibi bir şey.
Pişekar: Canım merdivenden bir çık. (Pastava vurur) Pat.. pat...pat... (Kavuklu aynı hareketi tekrar ile yeni dünyadaki iskemleye çıkar)
 Bu bölümde görüldüğü gibi kapı pastavla açılır. Pîşekâr yeni dünyanın kenarına vurmuştur pastavı. Merdivenden çıkmak ise yine pastav sesiyle olur ve oradaki iskemlenin üstüne çıkılır. Ahmet Rasim’in dediği gibi, “Pîşekâr’ın elinde tuttuğu şakşak hem oyuna istikamet verir hem de âdeta suflörlük yapar”
 3.Dekorda:
 Oyun yerinde herhangi bir yeri belirtmekte yalnızca iki pano kullanılır. Bunlardan biri yüksekliği aşağı yukarı 1 metre 50 cm olan iki, üç ya da dört kanatlı, ortası açık, üstü ve altı kafesli, Yeni dünya adı verilen pano, öbürü de aşağı yukarı 60-75 cm. yüksekliğinde iki, üç ya da dört kanatlı, masaya benzeyen ve Dükkan adı verilen ufak panodur. “Yeni dünya” daha çok ev, bahçe duvarı, hamam, köşk olarak kullanılır. “Dükkan” daha çok işyeridir, fotoğrafçı dükkanı, telgrafhane, atölye, muhtarlık, eskici dükkanı v.b. Bu panoların önünde gerektiği sayıda iskemle bulunur.
 Görülüyor ki, Orta oyununda iki çeşit pano ile gereken dekor sağlanmaktadır. “İllüzyona” dayanan tiyatronun tesine bu tür tiyatroda dekor panolar yoluyla ve “yabancılaştırma” kavramı ile ortaya çıkartılır.
 Yukarıda aktardığımız örnekte olduğu gibi, Kavuklu sık sık ev ya da başka bir yer olarak gösterilen “yeni dünya”yı beğenmez., orası ya bir “sansar kapanı”nı andırır ya “bezsiz bir paravana”dır ya da “ne alt katı, ne üst katı var”dır ve “âdeta çingene çergesine benzer”
4.Sahne ile seyirci arasında:
 Orta oyunu düzeni içinde, ikide bir tiyatro seyrettiği seyirciye dolaylı ve dolaysız yoldan hatırlatılır. Bazen bir gazete haberi ya da aktüel bir konu seyirciye tekrar edilir ve sonra bir sahne oynanır. Bazen de olaya dayanan bir olay şarkı ile dile getirilir. “Yabancılaştırma”yı sağlayan bir öğe de oyun içindeki şarkılardır. Gerçi bu şarkılar metni yorumlamaz, ama tiplerin özelliklerini ve davranışlarını verir. Bu şarkıların çeşitli tiplerin ve yörelerin anlatılmasında aydınlatıcı görevleri vardır. Şarkılara eşlik eden kerizciler (çalgıcılar) ise seyirciye görünen yerdedir, böylece “illüzyon” yaratan bir müzik etmeni de yoktur.
 Aktüel konunun ya da olayın toplumsal ve siyasal taşlama olarak oynanması Orta oyununun baş özelliklerinden biridir. Bazen Pîşekâr oyunu durdurup seyirciye ortadaki konuyla ilgili bir açıklamada bulunur; oyun yerinde gösterecekleri konunun bir bölümünü seyirciye anlatarak verir. Bu da “yabancılaştırmayı” getiren bir öğedir.
 Gölge oyunumuzdaki gibi “abes”e yönelen tekerlemeler gibi, Orta oyununda da seyirciyi yabancılaştıran konuşmalar vardır. Bu konuşmalar gülünçlük yaratmak için yanlış anlamalar ile geliştirilirken konuşmaların mantık dışı görüşleri ardında toplumsal taşlamaya gidilir. Eskici Abdi oyununda Pîşekâr oyunun başında Kavukluyu “Galiba hava lodos ki şimendiferler boğazdan dışarı düşüyorlar” der. O arada, Kavuklu alanı ağır aksak dönmektedir. Pîşekâr’ın sözü ilk bakışta bir anlama gelmez. Bu “saçma” gibi görünen tümcenin mantık dışı görünüşü ardında o zamanların aktüel bir konusu yer alır; o dönemde dalgakıran olmadığı için kıyıya yakın demiryolları üzerinde işleyen trenlerin büyük bir tehlikeyle karşı karşıya oldukları “ima” edilmektedir. Buna benzer bir tümceye Tahir ile Zühre oyununda görürüz: “Galiba hava lodostu, tekmil şamandıra Marmara’dan limana geliyor”. Pîşekâr bu sözleri Kavuklunun Kavuklu arkası ile kavga ederek gelişine bakarak söyler, yani şamandıralar biri küçük biri büyük olmak üzere kavuklu ve Kavuklu arkasıdır. Ancak bu tümcede de aktüel bir konu yer alır; İstanbul limanını allak bullak eden lodos bir ara kayıkları, yelkenlileri ve bunlarla birlikte şamandıraları da kıyıya vurmuştu.

 Fotoğrafçı oyununda Pîşekâr ile Kavuklunun tekerleme bölümünün bir yerinde şöyle bir konuşma geçer;
Pişekar: Evet şimendifere bininiz hadi.
Kavuklu: Ne o acelen ne?
Pişekar: Efendim hareket.
Kavuklu: Çenene bereket, dur da ne diyeceğimi, nerde kaldığımı hatırlayayım.
 Yukarıdaki konuşmada yalnızca kafiye tutturularak yapılan bir güldürmece değil, aynı zamanda toplumumuzla ilgili bir gerçek açıklanır. Hareketi daha çok çenesinde toplamış bir toplumun dolaylı yoldan taşlanmasıdır bu. Ancak şurasını da belirtmek gerekli: bu saçma konuşmaların çoğu söz oyunları ve Cambazlık yapmak içindir. Fotoğrafçı’da uçağa nasıl bindiğini anlatan Kavukluya Pîşekâr sorar:
Pişekar: Efendim, süratin derecesini idare eden yok mu?
Kavuklu: Hayır, sirkatin derecesini araba eden bir alet göstermediler.
 Ne var ki Kavuklunun bu sözlerindeki “sirkatin derecesini (...) eden bir alet göstermediler” tümcesi bize anlamlı gelebilir. Çünkü burada hiçbir anlama gelmeyen “araba eden” sözleri kişide sanki “tab eden” ya da “rapteden” anlamlarını verdiği duygusu uyandırıyor. Sanki “araba eden” argodur. Böylece, bu güldürmek için söylenen söz cambazlığında “yabancılaştırılmış” bir anlam ortaya çıkıyor. “Sirkatin derecesini tab eden bir alet göstermediler”, biçimi insanların ortaya çıkardığı adalet sistemini değerlendirecek bir aracın olmadığını anlatan bir taşlama oluveriyor.
 Bu örnekler çoğaltılabilir. Birkaç örnekle göstermeye çalıştığımız “yabancılaştırma” Orta oyununun görevci yanını ileten önemli bir öğedir. “Yabancılaştırma” ile seyircinin oyuncuya ve gösterilen olaylara karşı eleştirir durum almasını sağlar. Bu da estetik bir eylemdir. Seyircinin olayı ve tipleri uzaklaşarak seyretmesi, onu düşünme olanağı içine sokar. Çünkü böylece seyirci sürekli bir arayı-buluş çabası içine girer; sonucu elde edince de yaratıcı bir duruma yönelir.

 Orta oyununda izlediğimiz “yabancılaştırma” kavramı, ulusal tiyatromuzu ortaya çıkarmada yardımcı olacak estetiğin kaynağıdır. Bugünün düşünce açısı ve teknolojik gelişimi içinde elde edilecek sentezle bu “yabancılaştırma” daha da ileriye götürülebilir ve bir yöntem durumuna getirilebilir. Bir yöntem olan Doğu tiyatrosunu tez, yine bir yöntem olan batı tiyatrosunu da antitez olarak aldığımız anda yeni bir sentezin yolu da açılmış olur. Yoksa geleneksel tiyatromuzu yüzeyden görüp birtakım kalıpları ve kuru kuruya biçimsel görünüşleri aktarmaya çalışmak çıkar yol değildir.  Şimdiye kadar daha çok tarihsel ve belgesel yönden incelenmiş olan geleneksel Türk tiyatrosunun estetiği üzerinde durmak ve dikkatle yapılacak incelemelerle bir senteze varmak zorunludur. “Yabancılaştırma” konusu, estetik alanında yapılacak çeşitli araştırmaların yalnızca biridir.

Doç.Dr. Özdemir Nutku Tiyatro araştırmaları dergisi Sayı: 1 Yıl:1970

İlk Sayfa

MAKALELER SAYFASINA GERİ DÖN

Yazdırılabilir sayfa

Site haritası - Reklam - Yasal Uyarı