Fransa'da el kuklalarına marionette denilmesi orada her küçük kıza Küçük Mari manasına bu ismin kullanılmasındandır. Çünkü o zamanları küçük kızlar bebeklerine hep bu ismi koyarlardı. Fransızlar kuklanın baş rolünü oynayan Polliçinello'nun ismini Polichinelle yaptılar ve onun göğsüne ve sırtına birer kambur ilave ederek daha tuhaflaştırdılar. XVII. Asır ortalarında Fransa kralı VII. Charles'ın İtalya seferinden sonra Fransa'da inkişaf eden kukla tiyatrosu pek moda olmuştu. saraylar ve şatolarda kukla oynatılırdı. Bu sebeple birçok İtalyan kuklacıları Fransa'ya göç etmeye başladılar.
1640 da Pierre Brioche ismindeki bir sokak dişçisi Paris'te Pont Neuf (Yeni köprü) üstünde bir seki kurarak üstüne bir kuklacı yerleştirmek suretiyle halkı çekmek çaresini bulmuştu. Kukla oynarken dişçi de halk arasından isteyenlerin dişini çeker ve bu suretle acısını duyurmazdı. Pierre Brioche kuklanın dişçilikten fazla kazanç temin ettiğini görünce mesleğini bırakarak kuklacılığa başladı ve kral XIV. Louis'nin sarayına çağırılarak orada prensleri eğlendirir bu suretle günde yirmi altın kadar kazanırdı.
Sonraları İsviçre'ye giderek kukla oynatmaya başladı. Fakat orada sihirbazlıkla itham olundu ve bebklerini nasıl oynattığını göstererek ölüm cezasından güç bela kurtuldu. Onun oğlu François de babasından daha meşhur bir kuklacı oldu.
Kral XIV. Louis, Briocha'a yirmi sene Paris'in her tarafında kukla oynakma imtiyazı vermişti. Bu tiyatroya ilk oynadığı muzıkalı bir piyesin ismi olan Pygmees ismi verilmişti. Pygmees denilen bu tiyatro o zamanın müzik akademisi olan opera kadar büyük muvaffakiyet (başarı) kazanmış ve âdeta ona bir rakip olmuştu. Operanın müraacatı üzerine Kral, kuklacı Grille'in kuklalarını yasak ettirdi. O da o vakit bir çocuk tiyatrosu yaptı fakat çok muvaffakiyet elde edemedi. Biraz sonra yine kuklalarına başladı fakat operanın müdahale ile yine menolundu (yasaklandı). Opera ile kukla arasındaki bu mücadele bir müddet devam etti. Sonra yalnız bir veya iki kuklanın karşı karşıya konuşmasına ve söyleyenin ağzına behemahal bir düdük alarak sahne artistlerine benzememesi şartiyle oynamasına müsaade edildi.
Komedi Fransız ve opera aritstleri kendilerini taklid eden bu küçük artistleri çekemiyor ve onları büsbütün ortadan kaldırmak istiyorlardı. Mütemadiyen krala müraccat ederek kukla tiyatrolarının yasak edilmesini rica ediyorlardı. Kuklalar bir gün menediliyor öbür gün yine başlıyor ve operayı talid ederek şarkılarına devam ediyorlardı. Hakiki artistleri taklid eden bu oyunlar halkı çok güldürüyordu. Poliçinello sahneye çıkınca tıpkı büyük artistler gibi halkı selamlıyor ve söyleyeceklerini söylüyordu. Halkın bunlara çok sempatisi vardı, kuklacılar da buna dayanarak hayatlarını kazanmak yolunda her gün mücadele ediyorlardı. Gün geldi ki bu âdeta bir hükümet meselesi oldu. Halk derin ve sıkıcı edebiyatla meşgul olacak yerde bu kolay anlaşılır şeyleri dinlemek ve eğlenmeyi tercih ediyordu. Bu yüzden tiyatro müşterileri azalıyordu.
17. Asırda Paris'in panayırlarında kukla tiyatroları âdet olmuştu. Bu 1660 dan 1670 e kadar devam etti. Bu esnada kuklaya olan rağbet diğer tiyatrolara zarar vermesi düşünülerek tiyatroların başladığı saatlerde kukla oynatılması yasak edildi. 18. asırda kukla oyunları daha çoğaldı. Artık her türlü piyesler oynanıyordu. Bahusus zamanın aktörleri ve piyesleri tehzil (alay) edilerek karikatürleştirilmek suretiyle temsil olunuyordu.
1741 de en mâruf (tanınmış) kukla tiyatrosu direktörü Bienfait isminde bir adamdı. 1749 da kralın huzurunda kukla oynatmaya muvaffak olan bu zat çok şöhret kazanmıştı. Fakat bu tarihten sonra inhitata (düşmeye) yüz tuttu. Artık tiyatro sanatından ve edebiyattan uzaklaştı ve mihaniki hareketlerde ilerlemeye başladı. Bienfait ile başlayan bu yeni tarz kukla sahnelerinde fırtınalar, batan gemiler vesaire gibi şeyler gösterilmeye başlandı. Fakat panayır halkı bu tarz a o kadar rağbet göstermiyordu. 1768 de Nicollet ismindeki bir kuklacı Paris'te yeni açılan Temple bulvarı üzerinde bir baraka kiralayarak kukla oynatıyordu. Kazandığı para ile bir kâgir tiyatro inşaasına muvaffak oldu. Bu tiyatroda cambazlar, kuklalar, marifetli hayvanlar gösteriliyordu. Bilâhare Palais-Royal'deki tiyatroda kukla oyunları gösterilmeye başlandı. 1784 de bizim karagöz'e benzeyen Çin gölgeleri yani Çin hayal oyunları moda olmuştu. Büyük ihtilal esnasında bu tiyatro devam devam etti ve buna kukla da ilave edildi. Bunu yapan Seraphin ismindeki sanatkar aynı zamanda bu oyunları siyasete bir propoganda olarak da kullanıyordu. Bundan sonra ihtilal esnasında kukla da ortadan kalktı.
O zamanları Poliçinello nereye saklandı, fakat 1820 de tekrar meydana çıktı. Sahneyi terk eden bu kukla eski zamanlarda olduğu gibi açıkta bir iskemle üzerinde iple hareket ettirilir şekilde ortaya çıktı, yaya kaldırımları üzerinde oynamaya başladı. Elinde bir çalgı veya ağzında bir düdük çalarak dizine bağlı bir iple bunları oynatan ve bu emeklerine mukabil halktan para toplayanlar görüldü. Bazı İtalyanlar ve Çingeneler de sokaklarda ve köşe başlarında kurdukları bezden bir küçük perde arkasına diz çökerek bu kuklaları oynatmak suretiyle beş on kuruş kazanmağa çalıştılar. Artık kukla fakirleşmiş ve bir dilenci mahiyetini almıştı. Fakat 19. asırda yine gençliğin merakını ve rağbetini çekerek küçük tiyatrolarda ve Paris'in Tuileries gibi güzel bahçelerinde çocuklara temsiller vermeğe başlamıştı. Ağaçların gölgelerinde kurulan kukla tiyatroları etrafına toplanan çocuklar ve büyükler kuşların cıvıltıları arasında bu güzel oyunları seyreder ve vakit geçirirlerdi. Bu kuklacılar arasında Anatol isminde büyük bir artist vardı. Üçüncü Napoleon zamanında saraya kabul edilmiş ve oyunlar vermişti. Bu zât 1897 de ölmüştür.
Lyon şehrindeki kuklalar da meşhurdur. 1803 de Lyon'da Laurent Mourguet isminde bir kuklacı da epey tanınmıştır.
İpli kuklayı tekâmül ettirerek (geliştirerek) âdeta canlı bir hâle koyan İngiliz Thomas Holden'dir. Bu zat 1875 de Paris'e gelerek temsiller vermiştir. Thomas holden 1888 de İstanbul'a da gelmiş ve oyunlar vermişti. Bu zat kuklacıdan ziyade bir hokkabazdı. Bunun kukla oyunları tiyatro ve sözden ziyade bebek hareketleri ve mekanizması noktasından harikulade şeylerdi. Bunları eğer on beşinci asırda göstermiş olsaydı mutlaka sihirbazlıkla ittiham olunarak yakılırdı. Ondan sonra Charles ve Alfred kardeşler zuhur etti ve Holden kadar hünerli kuklalar gösterdiler. Bunlar Paris'te Robert Houdin ismindeki hokkabazın ismini taşıyan tiyatroda oynatılıyordu. Hanvelt ismini alan kuklacı Charles minimini bir orkestra heyetini makinalarla tahrik ederek çalgı çaldırıyor ve sahnede şarkı söyleyen bebeklere refakat ettiriyordu. Önlerindeki kukladan orkestra şefi de bu esnada değneğini sallayarak tempo tutuyordu. Hatta küçük sahnenin iki tarafında küçük localar yapılmış ve bunlarda oturan kuklalar ellerinde dürbünlerle sahneye bakıp seyretmek hareketini yapıyorlardı.
1880 de de Henri Signoret ismindeki bir zat bir kukla tiyatrosu yaptı. Bu tiyatro fevkalade idi. Bunda bütün Yunan klasikleri ve Shakespeare'in eserleri oynandı. Bunun bebekleri iple oynatılmayıp aşağıdan makine ile oynatılıyordu. Her bebek bir mile takılı olup altındaki bir kutuya raptedilmiş mandallarla âzaları hareket ettriliyor ve dışarıdan ayaklarına kadar görülüyordu. Bu kuklaları seyreden muharrir Anatole France yazılarında onları seyretmekten duyduğu haz ve zevki uzun uzadıya anlatmaktadır."Aktörler beni şahıslarıyla meşgul ettikleri için piyese vereceğim dikkati daima azaltmaktadırlar. halbuki kuklaları seyrederken yalnız piyesle meşgul oluyorum"
Kuklanın Fransa'daki bu tarihi İspanya , Almanya ve İngiltere gibi memleketlerde de geçirdiği safhalar hakkında bir fikir vermektedir.
Çin'de ve Japonya'da da hayli zamandan beri kukla mevcut olduğu kitaplar ve resimlerden anlaşılmaktadır.
İspanya'da kuklaya Karakuri Ningyo derler ki oynayan bebek manasındadır. Bunun bizim Karagöz tâbirine benzemesi tetkike şâyandır. Bazı kitaplardan anlaşıldığına göre Japonlarda ipli kuklanın zuhuru 1700 den sonradır. Japonya'da ipli kuklaları Yuki Magosaburo'da bir adam icad etmiş ve bütün hareketleri iplerle idare etmek suretiyle oynanan bu kukla tiyatrosunu vücuda getirmiştir. Şimdi yalnız Bunrakuza denilen tarzı kalmıştır. Bu tarz 1799-1800 seneleri arasında taammüm eden bir usuldur. Bunlar klasik Japon tiyatrosunun bütün oyunlarını oynarlardı. Bu kuklaları oynatanlar kukla sahnesinde gizli olmayıp siyah siyah elbiselerle dururlar ve kendilerini bu suretle görünmekten biraz saklarlar. İçeriden de koro heyeti şarkı söyler ve muzıka ile kuklalar raksettirilir. Bunlar Polliçinello veya Ginyol tarzındaki kukla tiyatrolarıdır.
İran'da da bu el kuklaları oynatılmaktadır. İran'da bu kukla tiyatrolarındaki baş rolü oynayana Keçel Pehlivan derler, bunun bir ismi de bînam dır ki adsız anlamına gelir.