Karagöz Tiyatrosunun Romanya’daki Tesiri

Karagöz tiyatrosu, Balkan yarımadasına 16.- 17. asırlarda girmiştir. Osmanlı idaresinde Yunanistan, Sırbistan ve diğer ülkelere yayılmıştır. Hatta uzmanlara göre Almanya ve İsveç’te bile Karagözün etkisi görülmüştür. Her tarafta fars (Oyun) ve Fabl’ların sihirbazı olan, seyredenleri hayran bırakan küçük gölge tiyatrosu zamanla gelişti ve canlı bir hal aldı. Tabii ki gölge tiyatrosunun süslü tekniği Türk Tiyatrosu’na uygun ve ve bağlı ve Karagöz adı halk farsının hakiki bir modeli olarak kaldı. Fakat anlayış ve fikirlerde olduğu kadar konunun esası da gelişerek Kukla tiyatrosu adı altında Avrupa’da hayal adı da verilerek Türk gölge oyununun tesiri ile kendine has neticeler doğurdu.

Karagözün Romen memleketlerindeki varlığı 17. asrın sonunda başlar. Fakat bu asra ait dokümanlar az olduğundan varlığını 18. asırdan itibaren daha doğru olarak görmeye başlarız. Karagöz 18. asrın ilk çeyreğinde (1711-1821) Phanariotes Prenslerinin sarayında resmi bir durum aldı.

Karagöz Prens sarayına girdi fakat panayırlarda, pazarların kuytu köşelerinde de sehpalar üzerinde oynandı. Esasında prens sarayına yerleştiyse de saray dışında da gözden uzak kalmadı. Karagöz’ün buraya girişinden itibaren Avrupa’da da tesiri hissedilmeye başlandı. Karagöz’ün Romence’de “Jocul Papuşilor” veya sadece “Papuşile” diye anılan kukla oyunu üzerindeki etkisi önemlidir.

Karagöz’ün kuklalarla olan münasebeti uzun zaman tetkik edilmiştir. Bu konuda Eflak Prensi Constantin Brincoveanu ve onun sekreteri İtalyan Del Chiaro’nun(1) tasvirini öğrenmek önemlidir. Bu, Cloanta ve Unchiaşul adlı iki kişi tarafından oynanan müstehcen bir farstır ve skandal yaratan bir maskaralık olarak değerlendirilmiştir. Eski popüler tiyatronun bir çiftini teşkil eden bu iki yerli tipin varlığı milli bir kukla ikilisinin yer aldığını göstermektedir. Diyalogun metni ise Türk tiyatrosunu andırır.

Başlangıçta iki kuklanın daha mecazi ve şematik bir karakteri olduğu görülür. Sonraları ise sarılan ve kavga aşık ve evli bir çift gibi gelişmişlerdir.

Kukla oyununun eski şekli başka kaynaklara da dayanır. F. Sulzer 18. asırdaki gelişmeyi iyi takip etmiş ve Eflak Prensinin sarayındaki bir gösteriyi eserinde anlatmıştır.(2). Kendisi, çavuşlar (ceauşi)’ın sarayındaki bir gösteriyi eserinde anlatmıştır.(3) , saray erkanını nasıl eğlendirdiklerini nakletmektedir. Küçük gölge tiyatrosu salonun karanlık bir köşesinde kuruludur. Saray çavuşlarından biri fars oynama emrini alır. O zaman kırmızı beyaz giyinmiş altı çavuş bir kortej meydana getirir. Uzun gümüş sopalar taşırlar ve başlarına kürklü ve zengin işlemeli takkeler giyerler. Farsın girişini yaparlar ve sonra piyese başlarlardı. Birisi kuklaları oynatır, diğeri ise Türkçe Romence ve Yunanca konuşarak diyalogları idare ederdi. Yunanlılar bu gösteriye opera adını verirlerdi(4). F. Sulzer, diyalogların serbestliği ve yalancılığı karşısında şaşkına döndü.

Karagöz’ün Romen memleketlerindeki varlığı bize onun Romen kuklaları ve ananeleriyle olan münasebetini düşündürür. Karagöz’ün tesiri o kadar barizdir ki , sınırları görülebilir.

Romen yazarları eskiden beri müşterek hususları belirtmişlerdir. Filolog ve Oryantalist Lazar Seineanu müşterek maddelerin analizini yaptı(5). D. C. Ollanescu benzeyişleri yazdı(6). T. Enradaqaé Moldavie’nin kulaklarını inceledi(7). Teoderescu ilk metni yayınladı(8). M. Gaster tetkiklerini yazdı(9). Ollanescu Romen tiyatro tarihinde Karagözün kuklalarını analiz etti(10).

Araştırmacıların bir çoğu Karagözün memlekete saray yoluyla girdiğini, sonra şehrin sokaklarına ve panayırlara indiğini ve sonra da köylere kadar yayıldığını kabul ederler(11). Bu da bize Romanya’da elle ve iple oynatılan Romen kuklalarının esasında küçük bebekler olduğunu hatırlatır. Bu, Alman kuklalarının belirmesinin bir sonucudur. Sonradan ortaya atılan teknik bir buluştur. Kuklaların esas çiftinin komedisi dramatik bir düzen meydana getitrir.

Si Del Chiano, onları Cloanto ve Unchiaşul diye isimlendirise de esas adları Paiata (kukla) ve Unchiaşul (ihtiyar) dur. Kukla anlatıcı, ihtiyar ise dinleyicidir. Bu kuklalar yeni yıl şenliklerinde, ölüm günlerinde ve diğer önemli günlerde köylü törenleri ve davranışlarını yansıtan sessiz maskelerdir. Kukla çifti, bu tiyatronun gelişmesine uygun olarak devam eder. Yalnız isimler değişir. Geçen yüzyılda bugün hala meşhur olan Marioara ve Vasilache bu türün halk kahramanı oldular.

Romen şairi Vasile Alecsandri, Karagöz’ün, Jassy Karnavalı (Laşii in Carnaval) ve kukla oynatıcısı Jean (Ioan Papuşariul) isimli piyeslere tesirini ve benzeyişini işaret etmiştir. Geçtiğimiz yüzyılda bu tiyatroya Karagöz perde denirdi (12). Fakat başlangıçta gölge tekniğine dayanan bu isim sonradan manasını değiştirdi. Vasile Alecsandri Karagöz’ün oynandığı (perde veya perdesiz) iki şekil olduğunu belirtir. Papuşile cu perdea farsının daha edepli olduğunu, fars perdea oyunu diyalogunun ise edepsiz bir serbestliğe, yalancılıklara ve kaba deyimlere sahip olduğunu söyler.

Kukla oynatıcısı oyundan önce halka sorardı: “Kuklaları nasıl oynatayım istiyorsunuz? Edepli mi edepsiz mi?” Önceleri bu çağrı gölgelerin görüldüğü perdeye bağlı idi. Fakat Romen kuklalarının başlangıçta bu tekniğe sahip olduklarına dair bir doküman yoktur.

Karagöz, orijinal Türk formuyla sarayda yaşamaya devam etti. Hanedana mensup prensler memleketlerinden kovulduktan ve memleket prensleri tarafından yerleri alındıktan sonra da yaşamaya devam etti. Bükreş’in merkezi Tarih Arşivindeki P VII/979 Nolu ve 5 Zilkade 1240 / ‘1 Haziran 1825 tarihli bir Türk dokümanı bize Rusçuk muhafızı Sait Mustafa’nın, Eflak Prensi Grigore Ghica Voda’dan (1822 – 1828) Bey’in Sünnet düğününe katılması için gölge oyunu oynatıcısını kendisine göndermesini rica ettiğini anlatır.

Karagöz tiyatrosu XIX asırda şehirlerin kahvelerinde görülmeye başlandı. Mesela 1834 de Cimpulung’da perde oyunu kuklalarını oynatan iç “Caraghioji” (Kaeagözcüden) bahsedilir.

Yazan: Eugénia Popescu – Judetz
Türkçesi: Füsun Topçuoğlu
TFA Eylül 1970

MAKALELER SAYFASINA GERİ DÖN


Karahallı (Uşak) Kültür merkezi Gösterimiz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir