UNESCO ve dünyanın önde gelen tiyatrocuları tarafından 1948 yılında kurulan Dünya Tiyatro Enstitüsü (International Theatre Institute - ITI) , 1961 yılında, o dönemin ITI başkanı olan Arvi Kivimaa'nın önerisi üzerine Dünya Tiyatro Günü kutlanmasına karar verir. 1962 yılından itibaren her yıl, Paris'teki Uluslar Tiyatrosu'nun açılış günü olan 27 Mart günü Dünya tiyatrolar günü olarak kutlanmaya başlanır. Dünya Tiyatrolar Günü'nün amacı tiyatro dünyasındaki insanlar için sahne sanatlarının insanları bir araya getirici gücünü kutlamak, seyirciyle daha iyi bir iletişim kurmak ve insanlar arasındaki anlayış ve barışı arttırmak için bir fırsat olarak görülmektedir. Dünya Tiyatrolar Günü'nde hem uluslarası bir bildiri yayınlanır hem de her ülkenin kendi bünyesinde bir bildiri yayınlanır. Aşağıda 1998 yılında Çetin Altan tarafından kaleme alınmış Dünya Tiyatrolar Günü bildirisini ve Prof. Özdemir Nutku tarafından 1987 yılında kaleme alınmış ve Temmuz dergisinde yayınlanmış "Dünya Tiyatro Günü'nün düşündürdükleri" adlı makaleyi okuyabilirsiniz.
Dünya Tiyatro Günü Bildirisi
2 milyon yıllık bir geçmişi olduğu söylenen İnsanoğlu, Arz yuvarlağı üstünden gelip geçerken, değişik düzeylerde ve değişik koşullanmalar içinde yaşadığı 'hayat'ı; hem anlamaya, hem de anlatmaya çalıştı durdu.
Bu tür uğraşların binlerce yıldan bu yana en tepeye çekilmiş bayrağıdır tiyatro...
Neden en tepeye çekilmiş bayrağıdır?
Hem insanı, hem de onun hayat ortamını, sahne üstünde ve ramp ışıkları altında, beyinsel bir mimarlıkta kendi isteğine yeniden yapılandırdığı için...
Sahnede yaşanan hayat, Doğa'nın yahut Tanrı'nın yarattığı hayat yanında; salt bir görüntüden ibaret de olsa, bizzat İnsan'ın yarattığı hayattır. Tiyatroda insan iradesine uygun olarak gülünür, dövüşülür, konuşulur ve ölünür...
Bu açıdan bakıldığında Doğa yahut Tanrı, İnsan'ı yaratmıştır; İnsan da Tiyatro'yu... Hem de binlerce yıldan bu yana... Sanki İnsan'ın kendisi de, kendisini yaratanın bir parçasıymış gibi...
Kaldı ki İnsan'ın yarattığı tiyatro, bazen tiyatro dışındaki hayattan çok daha çarpıcı olarak yansıtır öz gerçeği...
Üst düzey bir yönetici, bir siyasetçi, bir kodaman, makamında otururken, kürsüde nutuk söylerken, bürosunda emir verirken, ne ölçüde gerçek kendisidir? Asık suratı, çatılmış kaşları, kasıntı duruşuyla hiç mi poz kesmez? Hiç mi rol yapmaz?
Oysa aynı kişilerin tiyatroya yansımış simgeleri, birden öz gerçekleriyle çıkabilirler karşımıza. Örneğin evde karılarına yaltaklanırlarken, hatta onlardan dayak yerken; yahut bazı pervers ilişkiler içinde...
Tiyatro, izleyicilerin düşsel katkılarıyla bütünleşecek soyut algoriler üstünde de yoğunlaşabilir; çıplak hayatta rastlanmayacak değişik fanteziler üstünde de...
Geçmiş zamanı da izleyebiliriz tiyatroda, gelecek zamanı da.Tiyatro'da volkanik kahkahalar da vardır, hüzün de, heyecan da, merak da...
Bunların hepsi sinemada da var , diye düşünülebilir.
Oysa tiyatro çok ayrıdır sinemadan.
Tiyatro, gerekli gereksiz dış görüntülerle senaryoları payandalama kolaycılığına geçit tanımaz. Sinemanın cesaret edemeyeceği iki kişilik, hatta tek kişilik oyunlar da 'unutulmaz'ı yakalayabilir tiyatroda.
Ayrıca kurgusundaki özellikler nedeniyle sinemaya aktarılamayacak yığınla tiyatro oyunu vardır. Tiyatro başka bir sanat dalında canlandırılamayacak, kendine özgü bir üsluba ve niteliğe sahiptir...
Çağdaş uygarlık dediğimiz, insanlığın günümüzdeki gelişmişlik düzeyinden, tüm geçişiyle tiyatro sanatını çıkardığınız zaman geriye ne kalır bilir misiniz?
İnsanlık dünyasından tüm aynaları çıkardığınız zaman geriye ne kalırsa o...
Onun için de Dünya Tiyatro Günü, Tiyatro'nun 6 milyar nüfuslu Dünya'ya İnsandaki tılsımlı yaratıcılığı bir kez daha anımsattığı bir gün... Belki de evrensel nitelikteki günlerin en kıvançlısı...
Çetin Altan 1998

Dünya Tiyatro Günü'nün düşündürdükleri
Bu yıl yirmi altıncısı kutlanan Dünya Tiyatrolar Günü, yalnızca tiyatro konusunda değil, aynı zamanda insanlık tarihi açısından anlamlı bir uyarıyı, bir anımsatmayı getirir. Bu kutlama dolayısıyla yalnızca ülkeler arasındaki kültür alışverişi değil, aynı zamanda bu büyük devinimi olan sanat türünü toplumlar için de daha geniş bir düzeyde yaşanır duruma getirme çabası da vardır; ve bütün bunların doruğunda da özgür sanatın insan onuruna uygun bir biçimde gelişmesini isteklendirme eğilimi görülür. Bugüne kadar yayımlanmış tiyatro bildirileri, insanın yaşamına yardımcı olacak bir tiyatronun, insanın gelişmesinde yararı olan bir sanatın savunmasını yapmışlardır. Öyleyse, Dünya Tiyatrolar Günü'nün temeldeki önerisi, kendi sanat alanının ölçüleri içinde, kendini özgür sayabilen bir seyirciye, özerk bir yolda yönelebilme olanağının yalnızca bazı ülkelerde değil, bütün dünyada uygulanmasıdır.
Bugün, hala dünyanın birçok yerinde bir Orta Çağ karanlığı hüküm sürmektedir ve hala aydınlık ülkelere bu karanlığı getirmek için gizli kapaklı oyunlar oynanmaktadır. Çaresiz insanlara, onlara yakışır bir yaşam değil, onları küçültecek, onların umutlarını kıracak ve bu dünyanın yaşanır olmadığı aldatmacası ile onları gericiliğe, karanlığa itecek telkinlerde bulunarak inanç sömürüsü yapılmaktadır. Nükleer tehlikenin yok edici ışığı, insan aklının ışığı ile savaşmaktadır. Ama asıl büyük tehlike insan aklının parlaklığını, bilim ve teknolojinin ortasında kara bir nokta gibi duran Orta Çağ karanlığının, lekelemeye çalışmasıdır.
Gerçek tiyatro adamları, kendine özgü araçlarla dünyamızı yaşanabilir bir duruma getirmeye çalışırlar. Bizlerin tiyatro ile ilgilenmemizin anlamı yine ve her zamankinden çok, insana barış dolu bir bugün ile insanın insan için dayanışma kaynağı olacağı dostluk dolu bir gelecek hazırlamakta ortaya çıkar. Brecht'in dediği gibi "Bu büyük seçme çağında sanat da seçimini yapmalıdır. Sanat, ya körü körüne bir inanışla kaderini bir azınlığa bağlar ve onun aracı olur ya da çoğunluğun tarafına geçerek onun yazgısını paylaşır. Ya insanları masallara sürükleyip uyutur, bilgisizliği artırır, ya da gerçeklere yönelip bilgiyi çoğaltır. Ya yıkıcı yanı ağır basan güçlere ya da yapıcı ve ileriye dönük güçlere seslenir."
Tiyatro, çağımızda çeşitli nedenler yüzünden isteri nöbetlerine tutulan insanları iyileştirebilecek, ona ruh sağlığı verebilecek güçte bir sanat dalıdır. Bunun için de gerçek tiyatro bir uyuşturucu madde değil, insanı yaşama bağlayan, ona yaşamı ve kendini öğreten bir ruhsal tedavi aracıdır. Gerçek tiyatro, boş bir kahkahayı değil, dopdolu anlamlı ve düşündüren kahkahaları getirir. Tiyatro, belden aşağı nüktelerin atıldığı bir meyhane değil, evrensel mizahı içeren ciddi bir kurumdur; tiyatro vakit geçirmeye yarayan bir gazino gösterisi değil, vakti, çağı, insanı öğrenmeye yarayan bir yerdir.
Tiyatronun açıkgözleri, tiyatrodan çok kendini düşünenleri, yedikleri herzeleri hep halkın üstüne atarlar: "N'apalım, halk bunu istiyor" derler. Oysa bir an düşünseler, eğer halka daha iyisini vermiş olsalar, o zaman halk da daha iyisini alkışlayacak ve isteyecektir. Seyirci, iyi ve üstün olan gösterildiği anda, o gösterilenin değişik ve güzel bir şey olduğunu hemen algılar. Bunun eğitimle de bir ilgisi yoktur. İnsanoğlunun sezgileri yeniye, güzele ve iyiye o kadar açıktır ki, tarih boyunca gördüğümüz ilerlemesini ve gelişmesini buna borçludur. "Halk bunu istiyor" deyip işin içinden sıyrıldıklarını sananların büyük bir bölümü, aslında daha iyisini yapamadıkları için böyle davranmayı yeğ tutarlar.
Tiyatroyu iyi kullananlar da kötü kullananlar da vardır. Tiyatroyu amacı doğrultusunda kullananlar her ne pahasına olursa olsun, kendi toplumuna ve evrensel sanata olan görevini ve sorumluluğunu yerine getirenlerdir. Tiyatroyu yalnızca bir meta olarak düşünüp bunu kendi çıkarları için sömürü aracı olarak kullananlar asalaktan başka bir şey değildirler.
Özdemir Nutku
Temmuz Dergisi Sayı:8 , Mart, Nisan 1987