Karagöz Hacıvat

Tasvir yapımı

Karagöz tasvir yapımı konulu pek çok e posta alıyorum uzun zamandır. Bu konuyu ayrıntılı bir şekilde açıklamaya çalışayım.

Karagöz tasvirleri, bu iş için özel olarak yarı şeffaf olarak tabaklanmış derilerden yapılır, bu deriler dana, sığır veya deve derisi olabilirler. Tabaklama aşamasını karagözcüler ayrıntılı olarak bilmezler ancak temel noktaları tabii ki biz de biraz bilebiliriz. Tabakhaneler karagöz tasviri için uygun olan derileri seçerler ve işleme başlarlar, önce derinin kıllarının dökülmesi için derinin üzerine fırça ile kireçli su sürülür ve deri rulo haline getirilerek bir kaç gün bekletilir, bir kaç gün sonra deri açılıp güzelce yıkanır ve kılları dökülmüş olur, ikinci aşama olarak kavaletadan geçirilip deriyi yüzme esnasında deri üzerinde kalan et parçaları temizlenir. Bu işlem de bittikten sonra dolaba atılır ve gerekli maddeler de konarak dolap döndürülür (çalıştırılır) (dolap denilen şey evimizdeki çamaşır makinesinin kazanı gibi ama çamaşır makinasının belki 20 kat büyüğüdür), deriler o kazanın içinde bir sağa bir sola döndürülerek derinin içindeki dokular çıkarılır ve yerlerine doğal veya kimyasal maddelerle doldurulur. Bu işlem de bittikten sonra deri dolaptan çıkarılır ve tahtalara gerilir ve kuruması için açık havaya bırakılır, bazı tabakhaneler bu kurutma işlemini makinada yaparlar ama sağlıklı olanı açık havada kurumasıdır. Kuruma işlemi de bittikten sonra deriler tasvir yapımı için Karagözcülerin satın alması için vitrine konur. Bundan sonra Karagözcünün işi başlar.

Tasvir yapmak için derimizi aldık diyelim, şimdi elimizde yapılacak tasvirlerin kalıplarının olması gerekir.

Karagöz tasvir kalıbı

Hacıvat tasvir kalıbı

Yukarıda gördüklerimiz benim yaptığım Karagöz ve Hacıvat‘ın tasvir yapım kalıplarıdır, isteyen alıp kullanabilir.

Yukarıda da yazdığım gibi deriler bize yarı şeffaf olarak gelir, yani arkası görülebilir, önce kalıbı yere koyarız, deriyi de kalıbın üzerine koyarız ve yapacağımız tasvir büyüklüğünde bir deri parçasını çizeriz keseriz ve o parçayı alırız. İlk olarak deriyi kazımamız gerekir, bunu cam ile veya kazımaya yarayan herhangi bir alet ile yapabiliriz. Kazıma işlemi bittikten sonra deriyi kalıbın üzerine koyarız ve tasviri muntazam bir şekilde deriye çizeriz. Çizme işlemi bittikten sonra deriyi ıslatıp tavlanması için kalın ansiklopedilerin veya düzgün yüzeyli ahşap malzemenin altına koyup bir saat kadar bekletiriz, bu işlemin sonunda deri tavlanmış, yani yumuşamış olur. Yumaşayan deriyi nevregan yardımıyla veya ustaca kullanabildiğiniz kesici herhangi bir aletle keseriz. Kesme işlemi de bittikten sonra iç hatlarına nevregan ile delikler açarız, delikleri açtıktan sonra deliklerin etrafında biriken çapakları yine bir bıçak vasıtasıyla temizleriz. Bu işler bittikten sonra az da olsa ıslak olan tasviri yine kalın kitap veya ahşap malzemenin altına koyarak kurumasını bekleriz, bir sonraki işlem zımpara yapmak olacağından dolayı derinin kuruması gerekir zira ıslak olan deri zımpara tutmaz. Güzelce her tarafını zımpara yaptıktan sonra ise boyama aşamasına geçeriz, boyama aşamasında benim en çok dikkat ettiğim nokta eğer daha önce bir usta tarafından yapılmış bir tasvir ise o ustanın kullandığı renklere en yakın renkleri kullanmaktır, bir de Karagöz tasvirlerinde florasan, frapan, parlak renkler kullanılmaz, daha çok pastel renkler kullanılır.

Boyama işlemi de bittikten sonra tasvirimizi yine kurumaya bırakırız, kuruduktan sonra tasvirin kenarlarına ve iç hatlarına kontür çekeriz, kontür çekildikten sonra tasvirin görünümü de güzelleşir. boyama ve kontür işleminden sonra tasvir eğer dekoratif bir tasvir değil de bir tip ise, yani sopa takılıp oynatılacak bir tasvir ise sopa deliğinin geleceği yere düğme dediğimiz yuvarlak bir parça deri dikmemiz gerekir, düğme, sopa deliğinin iki kat deri olması ve dolayısıyla oyun esnasında sopanın tasviri daha sağlam bir şekilde kavramasına ve sopanın çıkmasına engel olmak içindir. Düğmemizi diktikten sonra bir zımba vasıtası ile sopa deliği açılır ve tasvir gerekli yerlerden bağlanarak oynatıma hazır hale getirilir. Bağlama işlemi için bazı kişiler kat küt denilen ameliyatlarda kullanılan, hayvan bağırsağından yapılan ipleri kullanıyorlar, bunu ben de denedim ancak kat küt olur olmaz yerde kopup oyunun akışına zarar veriyor, bu yüzden ben 0,60 kalınlığında misina kullanıyorum, hayvan bağırsağı daha otantik bir görünüm veriyor ama eğer tasvirlerinizi oynatmak için yapıyorsanız benim tavsiyem misinadır.

Aşağıdaki videoda beni Karagöz’ün Sünnet Düğünü oyununda kullanılan Karagöz Perdesi tasvirini yaparken seyredebilirsiniz. İyi seyirler.

Eski devirlerde bir Karagöz oyunu

Ramazan geceleri Karagöz oyunlarının en sadık seyircisi ve bu oyunun oynadığı yerlerin en devamlı misafiri oldum. Karagöz’ü görmediğim akşamlar sanki haram olacakmış gibi davetli olduğum evlerdeki iftar sofrasından kalkar kalkmaz eğer Karagöz orada oynatılacaksa kalıp en öne geçer, değilse civarda Karagöz oynatılan kahveye koşarak kendime derhal önde iyi bir yer temine çalışırdım.

Karagöz’ün menşeine dair türlü rivayetler var. Bunlardan biri Karagöz’ün Çin’den geldiğini öne sürer. Milattan önce 121 senesinde ortaya çıkmıştır. Çin imparatoru ölen karısının hayaliyle tutuşurken bir oyuncu perde arkasından imparatora onun hayalini gösterirmiş. Sonradan bu bir oyun olarak yerleşmiş. İlkin kaba kağıttan yapılan hayal tasvirleri zamanla deriden yapılmaya başlanmış. İyi ahlak bir insan, kötü ahlak ise bir ifrit şeklinde resmedilirmiş. Bu oyun Çin’den bütün dünyaya yayılmış.

Başka bir rivayete göre de çok eskiden Orta Asya Türkleri tarafından bilinen bu oyun Şeyh Küşteri adında bir zat tarafından ortaya çıkarılmıştır. Bu oyun nereden çıkmışsa çıkmış, Türkiye’de çok tutulmuş, adeta Türk’ün malı olmuş bir oyundur.

Karagöz’ü oynatan esas bir kişiyse de bir kaç yardağı vardır, oynatana usta denir. Ustanın bir çırağı, bir sandıkçısı, iki yardağı ve bir hamalı vardır. Usta az çok okumuş, edebiyattan, musikiden anlar, sesi güzel bir zattır. Gayet zeki ve hazırcevaptır. Her türlü insan ve hayvan taklitlerini yapabilir. Çırak sıra ile tasvirleri ustaya yetiştirir, işi bitenleri kaldırır. Sandıkçı bu malzemeyi muhafaza eder. Birinci yardak şarkı söyler, ikinci yardak def çalar. Hamal da malum, malzemeyi taşır.

Oyun başlarken beyaz perde ayrıca küçük bir perde ile örtülüdür. İlkin bu örti kalkar, Işıklı perde üzerinde göstermelik denilen şekil görünür. Bu, ya bir bahçe veya bir demet çiçek, yahut da bir konak tasviridir. Oyunlar bir ilgisi yoktur. Karagöz faslı zırıltı sesi çıkarılarak, göstermeliğin kaldırılmasıyla başlar. Çeşit çeşit Karagöz oyunları vardır. Bunların hepsinde önce Hacıvat gazelini söyleyerek gelir ve;
Perde kurdum şem’a yaktım gösteririm zılli hayal
Şeyh-i ekber Küşteri’nindir bu ibret perdesi
diyerek gazelini bitirdikten sonra ;
Yar bana bir eğlence, yar!… diye bağırınca Karagöz sağ üst köşeden başını uzatır.;
Patlama geliyorum, diyerek yere iner ve bir muhavere başlar.
Hacıvat: Akşam şerifler hayırlar olsun
Karagöz: Hoş geldiniz safa geldiniz
Hacıvat: Keyifler iyidir inşallah
Karagöz: Çok şükür efendim
Hacıvat: Efendim geçen günkü yağmurda malum ya evin kiremitleri filan kırılmış, bütün yağmur evin içine akmış, bari bir iki dülger çağırayım da yıkık yerlerini yaptırayım dedim, evi bir güzelce tamir ettirdim
Karagöz: Güle güle yak, otur da keyfine bak
Hacıvat: Bu evi yeni yaptırdım, öyle denmez karagöz
Karagöz: Ya nasıl derler?
Hacıvat: Oh, oh maşallah pek memnun oldum, güle güle oturunuz, içinden hiç eksik olmayınız demek istemez mi?
Karagöz: Olur efendim olur
Hacıvat: Sonra birader, alacaklının biri Hacıvat zenginleşmiş, ev yaptırıyor deyip para almaya geldi, benim de param bitmiş olduğundan alacaklı ile boğaz boğaza kavga ettik, sonra dava açıp beni hapse attılar.
Karagöz: Oh, oh maşallah pek memnun oldum, güle güle oturunuz, içinden hiç eksik olmayınız
Hacıvat: Aman birader hapisteyim hapiste
Karagöz: Oh oh maşallah, hiç çıkmazsınız inşallah
Hacıvat: Aman birader öyle demezler
Karagöz: Ya nasıl derler, ne bileyim ben sen öğrettin
Hacıvat: Ben öğrettimse ev için öğrettim, buna öyle demezler
Karagöz: Ne derler bakayım
Hacıvat: İnşallah efendim yakında biri sebep olur da çıkarsınız, meraklanmayın. İnşallah ötekini de çıkarırlar efendim.
Karagöz: İnşallah efendim
Hacıvat: Sonra Karagözüm, ne ise, bizi hapisten çıkardılar, ben de o sevinçle koşa koşa eve gelirken fırıncının biri fırından ekmek çıkarıyormuş, acele ile küreğin sapı gözüme girip bir gözümü çıkarmaz mı?
Karagöz: İnşallah efendim, yakında biri sebep olur da ötekini de çıkarırlar
Hacıvat: Aman Karagözüm insaf, öyle demezler
Karagöz: Ya nasıl derler, ne bileyim sen öyle öğrettin
Hacıvat: İyi ama ben öğrettimse hapishane için öğrettim
Karagöz: Peki öyle derim inşallah
Hacıvat: Aman efendim, başıma bir fes almıştım da, yorgunluk atmak için Karagözüme uğrayayım dedim
Karagöz: Ne yapayım fes aldınsa?
Hacıvat: Yahu Karagözüm hiç öyle derler mi
Karagöz: Ya nasıl derler
Hacıvat: Güle güle başında paralansın demek yok mu?
Karagöz: Güle güle başında paralansın
Hacıvat: Ha aferin, işte böyle demeli, derken Karagözüm bu işler oladursun, evde odun bitmiş, biraz odun al dediler, oduncuya gidip beş on çeki odun aldım.
Karagöz: Güle güle başında paralansın
Hacıvat: Aman Karagöz öyle demezler
Karagöz: Ne bileyim ben, sen öğrettin
Oyun böylece devam eder, ve sonunda Hacıvat’ın;
Yıktın perdeyi eyledin viran, varayım sahibine haber vereyim heman! Sözleriyle nihayet bulur.

Hayat dergisi, sayı:5, 23 Ocak 1964

Cidde Karagöz gösterimiz

2019 yılının Ocak ayının sonunda Cidde Park Hyatt Otel’de küresel çapta yaygın olan bir kahve şirketinin isteği üzerine yaptığımız gösteride kahvenin Etiyopya’dan ortaya çıkışı ve tüm dünyaya yayılmasının hikayesini Arapça olarak Karagöz perdesinde anlattık. Şirket öncelikle benim kahvenin ortaya çıkışı ve hangi aşamalardan geçerek tüm dünyaya yayıldığı konusunda bir senaryo yazmamı istedi, yazdığım senaryo ufak tefek değişikliklerle kabul edildi ve önce İngilizceye, ardından da Arapçaya çevrildi. Çeviri işi bittikten sonra Arap seslendirme sanatçıları tarafından seslendirildi, seslendirme dosyası bana gönderildi ve oyun esnasında bilgisayardan çalınan Arapça ses dosyası ile Karagöz ve Hacıvat Arap seyircilere kahvenin dünyadaki serüvenini anlattılar.

Karagöz kursu ve Tunus’a giden Karagöz ekibi

Kültür Bakanlığı Milli Foklor Araştırma Dairesi tarafından 1973 – 1974 de Kasım – Mayıs ayları içinde İstanbul’da evvelki yıllarda olduğu gibi bir Karagöz kursu düzenlemiştir.

Bu kursta Karagöz figürleri – tasvirleri yapımı, Karagöz hakkında bilgiler ve Karagöz oyunları dersleri verilmiştir. Dersleri Devlet Konservatuarı tiyatro diksiyon eski öğretim üyesi Nurettin Sevin, hattat, ressam, tanburi ve Karagöz figürleri yapımcısı, Ragıp Tuğtekin ile kimyager, emekli kimya öğretmeni Naşit Baylav vermişlerdir.

Kursa, Doçent Cevad Çapan, opera sanatçısı Erol Uras, resim öğretmeni Ali Kıyak, turizm yazarı Ercümend melih Özbay, Nevzat Alptuğ, emekli memur Tacettin Diker, üniversite öğrencilerinden Fahrunisa Ensari, Nursen Maylı, Selahâddin Erener katılmışlardır. Kurs başarı ile sona ermiştir.

Kursu, 1974 yılı sonlarında İstanbul Konservatuarında düzenlenen Karagöz Semineri izlemiştir. Seminere Nail Tan, Hüseyin Aytaç, Ragıp Tuğtekin, Nureddin Sevin, Aziz Nesin, Ethem Ruhi Üngör, Ahmet Borcaklı, Naşit Baylav, Gürel Gökçe, Cevdet Kudret, Ergin Orbey, Talat Dumanlı, Ahmet Yürür ve İhsan Hınçer katılmışlardır. Dergimizin 305. sayısında verdiğimiz rapor hazırlanmış, arkasından raporda öngörülen adımlar atılmıştır. Bursa Müzesi’nde bir karagöz seksiyonu açılma hazırlıklarına girişilmiş, Devlet Konservatuarı öğretim programına Karagöz dersleri konulmuştur.

1975 yılında da Milli Foklor Araştırma Dairesi tarafından İstanbul Devlet Tiyatrosunda 19 gün devam etmek üzere 14 Temmuz’da 1 Ağustos’a kadar 2 seksiyon halinde 1) karagöz tasvirleri yapım kursu, 2) Karagöz oynatma kursu düzenlenmiştir. Bu kurslara Milli Eğitim ve Kültür bakanlıklarına bağlı Güzel sanatlar, Yüksek Dekoratif Sanatlar Akademileri, Eğitim Enstitüleri öğretmenleri ile tiyatro sanatçıları, DTCF tiyatro kürsüsü ve Devlet Konservatuarı mzunları, TRT müdürlüğü görevlileri katılacaklardır.

Tunus’a giden karagöz topluluğu

Tunus hükümeti tarafından Tunus’ta sayfine kenti Hamamet’te yapılan Akdeniz festivaline Türkiyemizden dört kişilik karagöz ekibi ile 38 sanatçıdan oluşan bir Türk Musikisi Topluluğunun katılması Dışişleri bakanlığımızca kararlaştırılmıştır.

Bunun üzerine 26 Temmuz 1974 günü Roma yoluyla Tunus’a gidecek 42 kişilik grup Türk Hava Yolları uçağı ile Roma’ya hareket etmiştir. Roma’dan daha evvel Tunus’a herhangi bir uçakta yer ayırtılmadığından 42 kişilik topluluk festivale yetişmek için uçak bulamamış, Türk Musikisi Sanatçıları topluluğu Türkiye’ye dönmek zorunda kalmışlardır. Buna karşın Karagöz topluluğu bir uçakta 5 kişilik yer bulmuş ve Tunus Akdeniz Festivaline katılmak üzere yanlarına TRT temsilcisini de alarak Tunus’a hareket etmişlerdir.

Tunus’a giden Karagöz ekibinde Nureddin Sevin, Ragıp Tuğtekin ve Tacettin Diker bulunuyordu. Ekip Tunus’ta ilk gösterisini Hamamet’te 27 Temmus 1974 Cumartesi günü yapmıştır. Tacettin Diker, Tunus Kültür Bakanlığı Konser sarayında Tunus Kültür Bakanı Müsteşarı ve ileri gelen devlet büyükleriyle kalabalık bir topluluk karşısında Karagöz Salıncakçı oyununu oynatmıştır. Oyun büyük alkış toplamış ve ilgi görmüştür.

İstanbul belediye Konservatuarı geziye katılamadığı ve Türk gecesi olarak düzenlenen program yapılamadığından Ragıp Tuğtekin’in oynatacağı Ters Evlenme ve Kağıthane safası oynatılamamıştır.

İstanbul, Türk Alman Kültür Derneği de yakında Almanya’da yapılacak olan Gölge Oyunları şenliğine bir Türk Gölge Oyunu Karagöz Ekibi ile katılmayı düşünmektedir. Bu konuda İhsan Hınçer ile Türk Alman Kültür Derneğinin görüşmeleri sürdürülmektedir.

Türk Folklor Araştırmaları Dergisi sayı : 308 Mart 1978

Karagöz bildirisi

Cenova’da yapılan sahne sanatları müze – Kütüphaneleri kongresinde:

Ahmet Borcaklı’nın Karagöz konulu bildirisi

Ve kongre hakkındaki raporu

Yazan: Ahmet Borcaklı

 Davet edilmiş olduğumuz 9. Uluslararası sahne sanatları kütüphane müzeler kongresine Milli Kütüphane genel Müdürlüğü temsilcisi olarak katılmam, Milli Eğitim bakanlığınca tensip buyurulmuştu.

 Bu yıl 5-10 Nisan 1970 tarihleri arasında İtalya’nın Cenova şehrinde, Museo Biblioteca Dell’Attore del TeatroStabile kurumları ile merkezi Paris’te bulunan (FIAB) Uluslararası Arşiv – Kütüphaneciler Federasyonu’nun ortaklaşa organize ettikleri kongre 5 günlük süreye sığdırılan yüklü bir çalışma programına sahipti. Üç tiyatro binası bir kütüphane ve müze kongrenin rahatça çalışmasına tahsis edilmişlerdi.

 Fransa’nın Paris’te bulunan ünlü Arsenal Kütüphanesi müdürü ve aynı zamanda FIAB’ın tiyatro arşiv kütüphaneleri bölümü başkanı Sayın Andre Vienstein’in yönetiminde toplanan kongreye 28 ülkeden 53 delege katıldı. Başta İtalya olmak üzere 8, Fransa 6 ve diğer milletler 3ila 2 veya birer delege ile temsil edilmişlerdir. Dinleyici olarak salonlarda bulunan kimselerle yüzü aşkın bir topluluk konuşmaları izledi.

 Çalışma programına gelince, üç ana bölüm olarak düşünülmüştü.

1 – Genel kurul toplantıları
2 – Komisyon çalışmaları
3 – Kültür ve Sanat gösterileri

 Beş gün içinde yedi genel kurul toplantısı yapıldı. Her oturumda 3 – 4 tebliğ okunarak tartışıldı. 53 delegeden ancak 14ü tebliğ sundu. Benim de bu sayıya dahil olan ve raporuma Türkçesi ile İtalyancası da ekli bulunan Milli Kütüphane Karagöz Koleksiyonu, bir Türk Tiyatrosu dalının dökümanları başlığını taşıyan tebliğimi 8 Nisan 1970 Çarşamba günü okudum.

 Konuşmamdan önce dinleyicilere İtalyanca olarak bastırdığım tebliğ metni dağıtıldı. Beraberimde götürdüğüm Türkçe ve yabancı dillerde basılmış Türk Tiyatrosu ile Karagöz hakkındaki kitapları delegelerin gözleri önüne serdim. Ve onları sonunda Kongre’ye ev sahipliği yapan Stabile Tiyatro Kütüphanesi’ne armağan ettim. Bu jest dinleyiciler tarafından çok hoş karşılandığı gibi adı geçen kütüphanenin müdürü Sayın Sandro d’Amico’nun da samimi teşekkürlerine vesile oldu.

Konuşmamda sırası geldikçe Karagöz figürlerini renkli resimleriyle teker teker tanıttım. Musiki paragrafında ise dinleyicilere Karagöz şarkılarından örnekleri kapsayan küçük bir konser verdim, kıyaslama yapabilmeleri için de 250 – 300 sene önce aynı yıllarda İtalyan sahnelerinde söylenen müzik çeşitlerinden örnek olarak Monteverdi’nin Lasciatemi Morire ve Caldura’nın Selve Amiche antik aryalarını söyledim. Bu müzik sunuşu o kadar beğenildi ki dakikalarca alkışlandı. Ve Türklerin kendi sanatları kadar batı eserlerini de tanıdıkları, inceledikleri inancını tazeledi.

 Daha sonra Milli Kütüphanemizdeki Karagöz koleksiyonumuzu tanıtarak dökümü üzerinde durdum. Ve konferansımın sonunda Turizm ve Tanıtma Bakanlığından almış olduğum İngilizce dilinde hazırlatılmış renkli Karagöz filmini gösterdim.

Programımızın bitiminde de delegeler takdir ve memnuniyetlerini alkışlarıyla gösterdikleri gibi ayrıca teker teker gelip beni tebrik ettiler. Birkaç ülkenin temsilcileri Karagöz’ü her yönü ile tanıtan bu programın kendi memleketlerinde de tekrarı imkanlarını yaratmak üzere notlar aldılar. Hatta Kongre’nin genel başkanı sayın Veinstein önümüzdeki yıl Paris’de yapılacak Uluslararası Kukla ve Gölge oyunları Kongresine beni bu programımla şimdiden davet ettiğini söylemeknezaketinde bulundu.

 Bizlere batı meslek kuruluşlarının çalışmalarını yakından görmek dolayısıyla Türk Sanatı ve Türkiye hakkında diğer milletlerin temsilcileri nezdinde geniş, olumlu bir ilgi uyandırabilmek. Karagöz oyunumuzun Türklüğünü onaylatabilmek ve kütüphanemizin geniş karagöz koleksiyonunu tanıtabilmek fırsatı verdiğinden dolayı başta Milli Eğitim Bakanlığımıza, Genel Müdürlüğümüze ve broşürümüzün bastırılması ile gerekli kitapların satın alınmasını sağlayan Milli Kütüphaneye yardım derneğine en derin saygı ve teşekkürlerimi arzederim.

Türk Folklor Araştırmaları no: 251, Haziran 1970

Radyo ve Karagöz

Hayâlî Küçük Ali, radyonun en sevimli yıldızlarından biridir.
Ondan başka Karagöz oynatıcısı da pek kalmadı. , radyolar bu gibi sanatkarlara dört elle sarılmalı ve Karagöz temsilleri namına ne var ne yoksa almalıdır. Yaşadığımız devir eskisinden çok farklıdır. Eskiden mektubat diyebileceğimiz bir takım yazı vesikaları vardı. Şimdi tescilat adı verilebilecek ses kayıt cihazlarıyla temin edilebilecek yirminci asır arşivleri peydah olmuştur. Yani Hayâlî Küçük Ali ve emsali sanatkarlar artık yalnız yazıları ile ve hatırlardan hatıralara bir söz olarak intikal edecek değildir. Seslerini tesbit edebiliriz. Karagöz oyunlarını baştan başa bu sanatkarlara oynatıp ileriki günler için bir vesika olarak saklayabiliriz, eğer bulunduğumuz devrin bu imkanlarından faydalanmazsak eğlencelerimiz, halk sanatlarımız bakımından yarınki nesiller bizi mesul tutar.

Bugünkü durumda bu işi yapabilecek olan müesseselerin en elverişlisi radyolardır. Onun için bu sanatın devamına, daha doğrusu bu milli varlığın gelenekleriyle muhafazasına radyo idareleri memurdur. Çünkü en iyi tescil makinaları onlardadır. En zengin plak stokları onlardadır. Radyo programları halinde bu gibi daha nice malzemeye muhtaç bir vaziyette oldukları da inkar edilemez Hal böyle iken Karagöz sanatkarlarımızdan bu vadide istifade etmezsek hakikaten günah olur, kayıtsızlık olur, yazık olur.

Bu imkanlar karşısında artık “fiilen sanat ölmüştür” demeye dilimiz varmamalıdır. Onu yaşatan bir kaç kişi kalmışsa bile, ölmüş denemez. Derhal radyo tesislerine başvurulmalı. Plağa alınmalı ve arşive konulmalıdır.

Kaldı ki Karagöz yaşıyor, sinemaya, tiyatroya, her şeye rağmen erbabının eline düştü mü rağbet buluyor.

Karagöz perdesi

Karagöz perdesi

Şimdi genişçe bir nefes alınız, size meşruiyetten beri gelip geçmiş “Hayâlî”lerin, yani Karagöz oynatıcılarının isimlerini ve perde kurdukları semtleri yazacağım; Hayali Nazif Bey, Hayali Arap Ömer Ağa, Hayali Serçe Mehmet Efendi, Hayali Katip Salih Efendi, (bu zatlar sarayın daimi hayalileri idi). Sultanahmet’te Millet Bahçesinde Hayali Katip Salih Efendi, Divanyolunda Arifin Kıraathanesinde Hayali Şeyh Fehmi Efendi, Beyazıtta Enderunlu Mehmet Ali Efendi, Lalelide Hayali Küçük Ali, Koskada Hayali İskaraton  Mehmet Efendi, Yeşil Tulumbada  Hayali Şair Ömer Efendi, AksaraydaHayali Aşık Razi Efendi (asıl adı Hayali Memduh Beydir), Horhorda  sobacı Osman Efendi, Yusufpaşada Hayali İsmet Efendi, Taşkasapta Hayali Takvor Efendi, Şehremininde Hayali Arap Cemal Efendi, Şehzadebaşında Hayali Şair Raci Efendi (asıl adı Kör İzzettir), Kocamustafapaşada Saraç Hüseyin Ağa, Fethiyede Hayali Şefik Efendi, Saraçhanebaşında Hayali Behiç Efendi, Unkapanında Hayali Karagöz Mehmet Efendi, Atlamada Hayali Mevlanakapılı Ahmet Efendi, Hafız Mehmet Ali Efendi, Kasımpaşada Hayali Sefer Mehmet Efendi, Fıdıklıda Hayali Mehmet Zeki Efendi, Beşiktaşta Hayali Suat Efendi, Veznecilerde Hayali İrfan Efendi, Eyüpte Hayali İşkembeci Süleyman Efendi… Daha isimleri şimdi akla gelmeyen bir çok ünlü hayaliler de vardı. Üsküdar’da, Kadıköy’de, Beylerbeyi’nde, Beykoz’da ve daha bir çok semtlerde hayal perdeleri kurulurdu.

Bunları yazmaktan maksadım hem bir tarih dizisi olarak kalması hem de bir kalemde okuyucularıma bütün o eski semtlerin kokusunu getirebilmektir.

Kala kala kalburun içinde bir kaç kişi kalmıştır. İşte Hayâlî Küçük Ali, İrfan Efendi, Mazhar Baba, Hafız Mehmet Ali, Hayri, bir de Şehremininde Hikmet Efendi… Bir takım gençler arasından da bu sanata heveslenenler olduğu görülüyor ki hayal ustalığının ömrünü uzatmak namina cidden güzel bir iş görüyorlar. Onları tebrik etmeliyiz.

Hikmet Münir Ebcioğlu
Türk Folklor Araştırmaları Dergisi No: 128 Mart 1960

Karagöz Ahçıbaşı

Son derece gülünçlü ve taklitli

(Komedi 4 perde)

K.M.VASIF

İstanbul Tefeyyüz Kütüphanesi

1933

İstanbul Nümune Matbaası

 

OKUYUCULARIMIZA

 Karagöz oyunları çok eski milli oyunumuzdur. Bunlar hakkında çok kitaplar yazıldı ve basıldı. Fakat biz bunları klasik bir şekilde ve kendi hususiyetlerini muhafaza etmek şartile yazdık. Kitaplarda temin edilen en büyük muvaffakiyet muhtelif cinsten adamların konuşmalarının şivelerini muhafaza etmek suretile yazılmış olmasıdır.

Meselâ Arabı, Acemi, Rumu, Ermeniyi, Çerkezi, Boluluyu velhasık herkesi kendi şivesi üzerine konuşturduğumuzdan imlâlar o suretle tahrif edilerek yazılmıştır.

 

Karagöz

AHÇI BAŞI

Komedi 4 Perde

OYNAYANLAR

Karagöz    —  Komik bir adam
Hacıvat:   —   Köy Kahyası
Memiş ağa    —  Bolulu ahçı
Sulu Hasan – Sırık Hamalı
Mordahay  — Sırık Hamalı
Kukulatos – Un tüccarı
Veli Baba – Tiryaki
Mestan Ağa – Rumelili
Cilve Hanım  — Sokak Kadını
Bekri Mustafa – Bir  Kabadayı

Karagöz kadın kıyafetinde, Karagöz ahçı kıyafetinde vs.

BİRİNCİ PERDE

Hacıvat şarkı okuyarak gelir

Aaa…h
Afet misin ey suh-i şeref-razı
Sermesticünun etti beni busidihanın
Meftunu iken ben o nezaketli lisanın
Sermesticünun etti beni busidihanın

Hay Hak!…
Beni candan sevene yar olurum
Koncama göz dikene har olurum
Görmesem zatini bizar olurum
Seni bir lâhza feramuş edemem

Demem şudur ki efendim, derdimin ortağı, aklımın kafadarı Karagözüm şuracığa geliverse de hoşça bir sohbet etsek… O söylese ben dinlesem, ben söylesem o dinlese… Biz seyreden hanım ve beyefendiler de zevkiyab olsa…
Ah bana bir eğlenceee, aman bana bir eğlence… Aman bana bir eğlenceee (Daha çabuk söyler) Hay yar bana bir eğlence … Amana, aman, medett..

(Karagöz sokağa fırlar, Hacıvat’a hücum eder, kavga başlar, biraz sonra Hacıvat kaçar)
Karagöz: (yalnız) Vay mendebur musibet vay, ulan bu her akşam çekilir mi be, evde karıdan, sokakta da bu heriften bıktım artık, usandım. (Hacıvat gelir)
Hacıvat: Karagöz merhaba
Karagöz: Karnaksı (Hacıvat’a tokat atar, Hacıvat kaçar, tekrar gelir)
Hacıvat: Canım Karagöz ben seni arzuladım da onun için geldim. Sen ise damdan düşer gibi üzerime saldırıyorsun. Ne zaman adam olacaksın.
Karagöz: Ulan bir kere de zırıltısız gelsen olmaz mı, evde karı sokakta sen… Nedir benim sizden çektiğim
Hacıvat: Anladım, sen bu akşam gene öfkelisin, mutlak bacıya sıvanıp zılgıtı yemiş olmalısın
Karagöz: Bacaya çıkıp zıkkımı sen yemişsin, kerata (Tokat atar, Hacıvat kaçar ve gelir)
Hacıvat: Canım lakırdıyı neden ters anlıyorsun, karı ile kavga etmiş olmalısın, demek istiyorum
Karagöz: O her günkü şey
Hacıvat: Sebebini sorabilir miyim?
Karagöz: Sebebi ne olacak ulan, sebebi yokluk, her şeyi istiyor, bende ise para nanay.
Hacıvat: Kabahat sende. Karına sözün geçmiyor, ben senin yerinde olsam, param yok dediğin zaman dinlemez de dırıltı yaparsa elime bir kızılcık değneği alıp şöyle: çat, çat, çat yapıştırırım (Karagöz’e üç tokat atar)
Karagöz: (Yüzünü buruşturur) Doğru söylüyorsun ama o dayak yiyecek kar mı? Sonra çocuğun oturağını kapınca kafamda parçalar
Hacıvat: Yazık, yazık, senin gözünü hakkile yıldırmış
Karagöz: Yok ulan Hakkı ile falan yıldırmadı, Hakkı da kim oluyor, bizde Hakkı isminde kimse yok.
Hacıvat: Anlamadın, seni iyice yıldırmış demek istiyorum
Karagöz: Öyle
Hacıvat: Sen benim dediğimi bir tecrübe et, değneği kap, şöyle: pat, çat, yapıştır (Karagöz’e birkaç tokat atar)
Karagöz: (Tekrar yüzünü ovalar) Pekiyi ya ama yine çenesini tutmazsa
Hacıvat: Sen de tekrar, pat, çat, pat (Karagöz’e tokatlar atar), tekrar döversin
Karagöz: Anladım, demek ki o zırladıkça ben de böyle (Hacıvat’a birkaç tokat atar), pat, çat, pat, çat, tepelemeliyim. (Hacıvat kaçar), vay kuyu çengeli kıyafetli herif, haline bakmıyor da kurnazlıkla bana tokat vuruyor, ne ise defolup gitti, ben de köşe pencereme çekileyim, bakalım ayinei devran ne suret gösterir (gider)

(Aşağıda Bolu şarkısını okuyarak memiş gelir)

Armut dalda sıra sıra
Gız kaçarsa Mısır’a
Ben de gidem peşi sıra
Gozum bize Bolulu dirler, gaymağı balla yirler, hongur da hongur, hongur de hongur (Oynar, sonra da şu beyiti söyler)

Bah sevdiceğim Kezbanın on dört yaşı vardır
Kuzguni siyah benleri hem de kaşı vardır
Gerdanlığını boynuna takmış mavi boncuk
Kan kırmızı parmakta yüzüğün taşı vardır
Han denlü açıktır kapısı ayen ağanın
Dünya yese bitmez bereketli aşı vardır
Hiç böyle gonuk dertlisi yoktur bu şehirde
Ekmek yer evinde gatu çok oynaşı vardır
Bir top bezi sarmış koca püskül uğarmış
Koyde gezirin gubbe gadar bir başı vardır

Hacıvat: (Gelir) Vay memiş Usta, hoş geldin safalar getirdin
Memiş: Vay Hacımat sen müsün, hoş götdük sefa götdük
Hacıvat: Ayol nerdesin Beyazıt’taki dükkanı kapamışsın, seni çok aradım, yerini hiç bilen yok
Memiş: Ah, Hacıvat gardaşum, başuma gelenleri heç sorma, başuma gelen şeyler bişmiş gazun başına gelmemüştür
Hacıvat: Hayrola ne oldu, ne bitti bakalım
Memiş: Dukkanın ayluğunu arturdular, mal pahalaştu, çırak gündeliğü de caba ona keza, dayanduk, dayanduk emme en sonunda hepten yıkılduk
Hacıvat: Vah, vah, demek iflas edip dükkanı kapattın
Memiş: Elbette, iflas ettüm Hacımat, bi yandan veresüye ocağımı baturdu, öbrü yandan zarar ettüm, bülüün yaa buna dağ olsa dayanır mı
Hacıvat: ee, sonra ne yaptın?
Memiş: Nideceğüm, alacahlular gapuma dalaşmağa başlayunca ben de dukkanı gapadup gaçtım memlekete
Hacıvat: Zavallı Memiş Usta, perişan oldun desene
memiş: perişanluk da söz mü ki, kökten harap oldum, memlekette can gozu ile bacıya, çoluk çocuğa kavuştuk, sıla adamın gısmetünü açarmış diyerler, ondan kelli memlekette beş ay kadar kaldık. Kaldık emme canım da ümüğüne ulaştu, bahtım ki bu yol çıkmaza varıyor, babadan galma bürücük tarlamu köyün fakusuna tehrün ettim, üç beş kuruş alunca da hadi İstanbulun yolunu tuttuk
Hacıvat: Pekala şimdi ne yapmak fikrindesin?
Memiş: Nideyüm, eldeki mangırlar uçmadan bir dukkan bulup dıhılmak istiyom.
Hacıvat: Memiş usta kısmetin varmış, bana tesadüf ettin, elimin altında bir dükkan var, Takımları ve her şeyi hazır, kirası da çok değil, semti Tophane’dir, Bakalım talihini biraz da bu semtte tecrübe et, orası esnaf ve bekar yatağı bir yerdir, dükkana iyi bakar ve güzel idare edersen para kazanır ve zararını da çıkarırsın.
Memiş: Aman Hacımat, sen bülüsün, şu dukkanı bana kotar, ayluğu için yüzünü kara etmem, Üç aylık peşin verürüm, hemen temessüğünü yap
Hacıvat: Para hususu kolay, evvela bir dükkanı gör
Memiş: O kolay Hacımat, ille ve lakin senden başka bir ricam daha vardır
Hacıvat: Ne gibi
Memiş: Sen bülün a, hani ben her gün duhhanda dıhılıp galamam, masraf içün öte beri pabuç çalarum, yamacuma eli yüzü usturuplu bir çırak isterüm
Hacıvat: O da kolay, karagöz isminde bir arkadaşım var, elinden her şey gelir, işgüzardır, ben onun gönlünü eder ve senin yanına veririm
Memiş: Essik olma hacımat
Hacıvat: Ben onu sana yollarım, haydi şimdi gidip dükkanı görelim
memiş: Haydi varalım.

Giderler, perde kapanır

Yahudi

Karagöz oyunlarının önemli karakterlerinden biri de Yahudi tiplemesidir, Aşçılık, Mandıra safası, Kayık vs gibi bazı oyunlarda yer alır. Kayık oyununda kayıkçılık yapan karagöz ve Hacıvat’a kendisini karşıya geçirmelerini söyler, Karagöz bir lira ister, yahudi pazarlık yapmaya başlar, bir lira çok, iki tane elli kuruş vereyim der, karagöz yine kabul etmez, bu defa dört tane yirmibeş kuruş vereyim der, karagöz kabul eder ama sonradan dört tane yirmibeş kuruşun da bir lira yaptığını hesap eder. Yahudi tiplemesi genellikle karagöz ile eğlenir, onun saflığından faydalanır, karagöz kelimesini karauyuz efendi diye söyler. Lehçesi dikkat çeker. Perdeye Balat kapusundan girdim içeri şarkısıyla, veya Altın tasta gül kuruttum aman Alim şarkısıyla gelir. (İstanbul’daki yahudi toplumu daha çok Balat semtinde ikamet ederlermiş, Haliç kıyısından Balat semtine giriş yapılabilen sokakların bir tanesinin adı Halen Balat Kapusu sokağıdır.

Yahudi

Yahudi – Emin Şenyer yapımı

Aşağıdaki Yahudi tasviri Londra’daki Victoria and Albert Museum’dadır.

Yahudi, Victoria and Albert Museum

Yahudi, Victoria and Albert Museum

Nevregan

Nevregan, karagöz tasvirleri yapmak için kullanılan ucu sivri bir nevi bıçaktır, tasvir (figür) yapılacak deri bir kalıbın üzerine konarak çizilir ve salam dilimi şeklinde kesilmiş bir Ihlamur kütüğünün üzerine konarak nevregan ile iç hatlarına delikler açılır. neden Ihlamur kütüğü diye soracak olursanız, en yumuşak ağaç olduğu için Ihlamur kütüğü kullanılır, çünkü tasvirin üzerinde delik açmak için nevregan deriye sokulduğunda altta kalan Ihlamur kütüğünün de bir kaç milim içine girmesi gerekir ki istenilen büyüklükte delikler açılabilsin.

Çeşitli nevreganlar

Çeşitli nevreganlar

Nevreganın ucu

Nevreganın ucu

Nevregan

Nevregan

Nevreganın kullanım şekli

Nevreganın kullanım şekli