Karagöz Hacıvat

Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü Karagöz atölyesi

12 Ekim 2020 ile 16 Ekim 2020 tarihleri arasında Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğünce düzenlenen, İl MilliEğitim Müdür Yardımcısı Sayın Muhittin Adıyman tarafından koordine edilen “Gölge oyunu tasvir yapım ve oynatım” çalışmasına tamamı öğretmen olan yirmi arkadaşımız katıldı. Otuz saat süren çalışmanın sonunda çalışmaya katılan tüm arkadaşlarımız başarılı çalışma gösterdiler ve hem tasvir yapımında hem de oynatım konusunda ilerleme sağladılar. Çalışmanın son günü Öğretmen arkadaşlar kendi yazdıkları oyunu oynattılar hem de ben profosyonel bir gösteri olan Leyla ile Mecnun oyununu oynattım. Gösterilerimizi Eskişehir Vali Yardımcısı Sayın Alper Balcı, İl Milli Eğitim Müdürü Sayın Hakan Cırıt, Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Sayın Muhittin Adıyaman ve Milli Eğitim Şuber müdürlerinin de aralarında bulunduğu kalabalık bir seyirci topluluğu seyretti. Gösteriden sonra bana ve tüm katılımcı arkadaşlarıma birer belge verildi.

Çalışmanın her ânı Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından kayda alındı, bu kayıtlar kullanılarak Gölge Oyunu Karagöz Hacıvat çalışması bir kitap haline dönüştürülecek ve Milli Eğitim Bakanlığı’na bir çalışma modülü olarak sunulacak, eğer bakanlık kabul ederse bundan sonra her yıl eğitim yılı başlangıcında öğretmenlere gölge oyunu tavir yapım ve oynatım kursları açılarak karagöz sanatımızın yeni kuşaklara sağlıklı bir şekilde aktarılması sağlanacaktır.

Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü Gölge Oyunu Karagöz Hacıvat Çalışması
Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü Gölge Oyunu Karagöz Hacıvat Çalışması
Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü Gölge Oyunu Karagöz Hacıvat Çalışması
Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü Gölge Oyunu Karagöz Hacıvat Çalışması
Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü Gölge Oyunu Karagöz Hacıvat Çalışması
Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü Gölge Oyunu Karagöz Hacıvat Çalışması
Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü Gölge Oyunu Karagöz Hacıvat Çalışması

Yardak

Yardak, Karagöz oynatan Hayâlî’nin yardımcısına verilen isimdir. Hayâlî’nin çırağıdır, çırak kelimesi ile eş anlamlı düşünebilirsiniz, yardak zaman içinde sanatı ustasından öğrenir ve zamanı gelince yine ustası tarafından Hayâlî olarak ilan edilir. Ben de uzun yıllar önce ustam Metin Özlen’in yanında yardak olarak çalışmaya başladım ve bir gün TRT’nin yaptığı bir belgeselde röportajı yapan kişi ustama “Yetiştirdiğiniz kimse var mı” diye sorunca “Evet, Emin Beyi yetiştirdim, çok güzel tasvir yapar, eskiden deriyi bu kadar güzel işleyenlere saraç denirdi, ben de ona Saraç Emin mahlasını verdim, onun adı bundan sonra Hayâlî Saraç Emin” dedi ve beni usta ilan etti. Günümüzde ne yazık ki bir ustadan feyz almamış, hatta bir usta ile sohbet etmemiş kişiler bile kendilerini Hayâlî ilan edebiliyorlar. Eskiden böyle haddini bilmezlere “Osuruktan teyyare” denirdi.

Bu arada, mesafeler nedeniyle bir arada bulunamasak da Karagöz tasvir yapım ve oynatım konusunda benim uzaktan yardımcı olduğum arkadaşlarım var ve hepsi de çok başarılılar.

Yardak

Ustam Hayâlî Metin Özlen ve bendeniz yardak Emin Şenyer, İstanbul, Beyazıt Devlet Kütüphanesi, bir gösteri öncesi, TRT kaydı için.

Merhaba Karagözüm

Karagöz, sanki Boğaziçi’nde, Rumelihisarı’nda “Mehtap Safası”na çıkmıştı. Ay pırıl pırıldı gökte, Boğaz’a vurmuştu ışıkları. Boğaz’ın Rumeli kıyısına doğru geçen vapurların dümen sularında ışık dalgalanmaları oluyordu. Ve Macaristan’ın ünlü Thalia Szinhaz tiyatro topluluğu seksenbeş kişilik kadrosuyla Rumelihisarı’nda Karagöz temsili veriyordu. Dıştan bakınca, giysileri, davranışları Türk ama Macarca konuşan bir Karagözdü bu. Bir gölge oyunu da değildi. Karagöz ile Hacıvat, bizim gölge oyunu Karagöz’de gördüğümüz tiplerin canlılarıydı. Sahnede dolaşıyorlar, kendi seslerinden konuşuyorlardı. Dekor da sanki Bursa‘nın bir köşesinden alınmıştı, kubbeler, yarım aylar, direkler, direklerin üzerine oturtulmuş tahta oymalı çıkmalar ve perdeden kapılar. Ağanın evi ile Karagöz’ün evini simgeleyen bu kümessi binalara, yanyan dolaşarak çıkan tahta merdivenler ve sahne ışıklarının üstünde gökten ve ay ışığından yansıyan doğal ışıklar. Doğanın dekoru ile tiyatronun dekorunun birleşip kucaklaştığı bir hava içinde Macar topluluğu iki temsil verdi Rumelihisarı’nda. Seyircilerin sayısı çok fazla değildi ama ilgi ve beğeniyi noktalayan alkışlar çoktu. Macar topluluğun oyuncuları başarıları ile bunu hak etmişlerdi.

Geçen yıl, Karagöz gölge oyunu olarak Şehir Tiyatrolarının kanatları altına alınmış fakat fazla barınamamıştı. Hatta, bu sütunlardan daha önce belirttiğimiz gibi kapı dışarı edilmişti. Olayı kamuoyuna duyurduğumuz halde hiç bir yetkiliden bir ilgi gelmemiş, tepki de gösterilmemişti. Ülkemizde her sahadaki aksaklık ve yanlış tutumları yansıtan yazılara karşı olduğu gibi bu konuda da vurdumduymazlık baskın çıkmıştı.

Dördüncü İstanbul Festivali Geleneksel Türk Tiyatrosuna, bu arada gölge oyunu olarak Karagöz’e biraz önem verdi. Festivalin içinde Karagöz gösterileri yapıldı. Gereken ilgiyi görmese bile iyi bir başlangıç olarak bunu alkışlamak gerek.

Ama bizim yapamadığımızı daha doğrusu yapmak istemediğimizi Macar Thalia topluluğu yaptı, hem de büyük ölçüde başarı göstererek.

Festivalin program dergisinde verilen bilgiye göre bu gösteri Metin And’ın Geleneksel Türk Tiyatrosu adlı yapıtı, Prof. Sabri Esad Siyavuşgil ve Adnan Saygun’un da yol göstermeleri ile kısmen Cevdet Kudret Solok’un üç ciltlik Karagöz oyunu yapıtı ve kısmen de Karagöz ve Orta oyunlarından İgnac Kunos’un yaptığı çevirilerden seçmelerle meydana getirilmiştir.

Gördüğüm temsilin genel çizgileri hakkında bilgi vermeden önce şunu belirtmek isterim; metni düzene sokan İgnac Kunos ve Istvan Janasy, sahneye uygulayan ve yöneten Kiraly Kazimir çokgüzel bir Karagöz temsili sundular bize. Karagözde Gyula Szabo sanki Karagöz’ün ülkesinde, Karagöz’ün gölge oyunundaki figürlerini göre göre büyümüş gibi hatta vücudu deve derisinden yapılmışçasına, kollarını ve mafsallarını da rahatça oynatarak canlandırdı Karagözü. Karagöz dili yabancı da olsa bizde biriydi. Kaldı ki oyunu süsleyen yer yer renklendiren Türkçe kelimeler yabancılığı kaldırıyordu ve aslında sanat sınır da tanımıyor dil ayrımı da. Temsil boyunca sık sık kullanılan Eşşekoğlu eşşek, gel yahu, sevgilim sözleri yanında oyun gereği bir Macarla Türklerin kullandıkları bir çok ortak sözcüğün bulunduğunu görürler. Bizim elmadediğimize onlar alma diyorlar, çocuğa çocuk, pabuca pabuç gibi.

Karagöz gösterisi Karagöz’ün Hamam oyunu ile başlar, Karagöz’ün hekimliği, sahte gelin, Karagöz’ün esrar içip deli olması, tımarhane,sünnet, yazıcı ve Karagöz’ün şairlerle imtihanı bölümlerini kapsar. Özellikle Karagöz’ün şairlerle imtihanı sahnesinde sonunda sıra Karagöz’e gelince Karagöz belli aralıklarla ve sesini yükseltip alçaltarak Sevgilim, Sevgilim diye başladığı şiiri gene başka kelimeler eklemeden Sevgilim, Sevgilim diye bitirir Türkçe olarak, imtihanı kazanır ve çok alkışlanır. Karagöz’ü oynayan Gyula Szabo’nun her yönden kendini gösteren ustalığından övgüyle söz etmek isterim.

Yukarıda adlarını saydığım bölümleri Ferhat ile Şirin aşkı, uğraşıları ve sonunda yine Karagöz’ün aracılığıyla evlenmesi öyküsü çevresinde süren oyunun ilginç bir başlangıcı var.

Avrupa’nın ünlü halk öyküleri kahramanları oyunun başında birer birer sahneye gelirler. Kendilerini şiirselsözlerle tanıtırlar ama bunların aralarında Karagöz Hacıvat yoktur. Dillerini tutmadıkları için padişahın buyruğuyla kelleleri vurulan bu iki Türk halk kahramanının aralarında bulunmayışlarına üzülürler. Karagöz ile Hacıvat’ın yaratıcısı Şeyh Küşteri sahnede görünerek onlara ruh verir. Karagöz ile Hacıvat bilenen tekerlemelerini söyleye söyleye sahneye gelirler ve oyuna başlarlar.

Thalia topluluğu sadece iki temsil verdi program gereğince. Keşke daha çok olsaydı temsil sayısı. İkinci gün havanın gündüzden yağışlı olması seyirciyi biraz etkilemiş olsa gerek. Bu oyunu, oyun süresince iç hoporlorle yapılan tanıtıcı duyuruları çoğaltarak bir kaç kez daha oynamak çok yararlı olurdu. Halk, başka bir salonda daha geniş oranda görmeliydi ama bu kadarla da kalsa böyle bir gösteriye öncülük ettikleri için İstanbul Festivali yöneticilerini ve Thalia topluluğunun tüm sanatçılarını kutlarım.

Recep Bilginer
Politika dergisi, 14 Temmuz 1976

Gölge oyunu İstanbul Bienalindeydi

14 Eylül – 10 Kasım 2019 tarihleri arasında gerçekleşen 16. İstanbul bienaline gölge oyunu ile katkı sunduk. Amerikalı sanatçı Max Hooper Schneider’in bir projesi için birlikte çalıştık ortaya güzel bir gölge oyunu çıktı. Zihin ve beden ilişkisini irdeleyen oyunu bienalin ilk haftası her gün iki defa, daha sonraki haftalarda haftada bir defa oynattım. Bienal ziyaretçilerinin yoğun ilgisini çeken oyunumuz,canlı performans olmadığı günlerde sinevizyon gösterisi olarak seyirciye sunuldu.

Istanbul bienali
Istanbul Bienali
Istanbul Bienali

İki başlı Çelebi

İki başlı Çelebi, klasik karagöz oyunlarından Cazular veya Çifte Cazular dediğimiz oyunda kullanılır, bir de iki başlı Zenne vardır, bunların ikisi sevgilidir ancak bir gün kavga ederler ve cazu olan annelerine birbirlerini şikayet ederek cezalandırılmalarını isterler, Cazu olan anneler de her birini alıp çirkin bir kafa ile bırakırlar.

Tasvir yapımı

Karagöz tasvir yapımı konulu pek çok e posta alıyorum uzun zamandır. Bu konuyu ayrıntılı bir şekilde açıklamaya çalışayım.

Karagöz tasvirleri, bu iş için özel olarak yarı şeffaf olarak tabaklanmış derilerden yapılır, bu deriler dana, sığır veya deve derisi olabilirler. Tabaklama aşamasını karagözcüler ayrıntılı olarak bilmezler ancak temel noktaları tabii ki biz de biraz bilebiliriz. Tabakhaneler karagöz tasviri için uygun olan derileri seçerler ve işleme başlarlar, önce derinin kıllarının dökülmesi için derinin üzerine fırça ile kireçli su sürülür ve deri rulo haline getirilerek bir kaç gün bekletilir, bir kaç gün sonra deri açılıp güzelce yıkanır ve kılları dökülmüş olur, ikinci aşama olarak kavaletadan geçirilip deriyi yüzme esnasında deri üzerinde kalan et parçaları temizlenir. Bu işlem de bittikten sonra dolaba atılır ve gerekli maddeler de konarak dolap döndürülür (çalıştırılır) (dolap denilen şey evimizdeki çamaşır makinesinin kazanı gibi ama çamaşır makinasının belki 20 kat büyüğüdür), deriler o kazanın içinde bir sağa bir sola döndürülerek derinin içindeki dokular çıkarılır ve yerlerine doğal veya kimyasal maddelerle doldurulur. Bu işlem de bittikten sonra deri dolaptan çıkarılır ve tahtalara gerilir ve kuruması için açık havaya bırakılır, bazı tabakhaneler bu kurutma işlemini makinada yaparlar ama sağlıklı olanı açık havada kurumasıdır. Kuruma işlemi de bittikten sonra deriler tasvir yapımı için Karagözcülerin satın alması için vitrine konur. Bundan sonra Karagözcünün işi başlar.

Tasvir yapmak için derimizi aldık diyelim, şimdi elimizde yapılacak tasvirlerin kalıplarının olması gerekir.

Karagöz tasvir kalıbı

Hacıvat tasvir kalıbı

Yukarıda gördüklerimiz benim yaptığım Karagöz ve Hacıvat‘ın tasvir yapım kalıplarıdır, isteyen alıp kullanabilir.

Yukarıda da yazdığım gibi deriler bize yarı şeffaf olarak gelir, yani arkası görülebilir, önce kalıbı yere koyarız, deriyi de kalıbın üzerine koyarız ve yapacağımız tasvir büyüklüğünde bir deri parçasını çizeriz keseriz ve o parçayı alırız. İlk olarak deriyi kazımamız gerekir, bunu cam ile veya kazımaya yarayan herhangi bir alet ile yapabiliriz. Kazıma işlemi bittikten sonra deriyi kalıbın üzerine koyarız ve tasviri muntazam bir şekilde deriye çizeriz. Çizme işlemi bittikten sonra deriyi ıslatıp tavlanması için kalın ansiklopedilerin veya düzgün yüzeyli ahşap malzemenin altına koyup bir saat kadar bekletiriz, bu işlemin sonunda deri tavlanmış, yani yumuşamış olur. Yumaşayan deriyi nevregan yardımıyla veya ustaca kullanabildiğiniz kesici herhangi bir aletle keseriz. Kesme işlemi de bittikten sonra iç hatlarına nevregan ile delikler açarız, delikleri açtıktan sonra deliklerin etrafında biriken çapakları yine bir bıçak vasıtasıyla temizleriz. Bu işler bittikten sonra az da olsa ıslak olan tasviri yine kalın kitap veya ahşap malzemenin altına koyarak kurumasını bekleriz, bir sonraki işlem zımpara yapmak olacağından dolayı derinin kuruması gerekir zira ıslak olan deri zımpara tutmaz. Güzelce her tarafını zımpara yaptıktan sonra ise boyama aşamasına geçeriz, boyama aşamasında benim en çok dikkat ettiğim nokta eğer daha önce bir usta tarafından yapılmış bir tasvir ise o ustanın kullandığı renklere en yakın renkleri kullanmaktır, bir de Karagöz tasvirlerinde florasan, frapan, parlak renkler kullanılmaz, daha çok pastel renkler kullanılır.

Boyama işlemi de bittikten sonra tasvirimizi yine kurumaya bırakırız, kuruduktan sonra tasvirin kenarlarına ve iç hatlarına kontür çekeriz, kontür çekildikten sonra tasvirin görünümü de güzelleşir. boyama ve kontür işleminden sonra tasvir eğer dekoratif bir tasvir değil de bir tip ise, yani sopa takılıp oynatılacak bir tasvir ise sopa deliğinin geleceği yere düğme dediğimiz yuvarlak bir parça deri dikmemiz gerekir, düğme, sopa deliğinin iki kat deri olması ve dolayısıyla oyun esnasında sopanın tasviri daha sağlam bir şekilde kavramasına ve sopanın çıkmasına engel olmak içindir. Düğmemizi diktikten sonra bir zımba vasıtası ile sopa deliği açılır ve tasvir gerekli yerlerden bağlanarak oynatıma hazır hale getirilir. Bağlama işlemi için bazı kişiler kat küt denilen ameliyatlarda kullanılan, hayvan bağırsağından yapılan ipleri kullanıyorlar, bunu ben de denedim ancak kat küt olur olmaz yerde kopup oyunun akışına zarar veriyor, bu yüzden ben 0,60 kalınlığında misina kullanıyorum, hayvan bağırsağı daha otantik bir görünüm veriyor ama eğer tasvirlerinizi oynatmak için yapıyorsanız benim tavsiyem misinadır.

Aşağıdaki videoda beni Karagöz’ün Sünnet Düğünü oyununda kullanılan Karagöz Perdesi tasvirini yaparken seyredebilirsiniz. İyi seyirler.

Eski devirlerde bir Karagöz oyunu

Ramazan geceleri Karagöz oyunlarının en sadık seyircisi ve bu oyunun oynadığı yerlerin en devamlı misafiri oldum. Karagöz’ü görmediğim akşamlar sanki haram olacakmış gibi davetli olduğum evlerdeki iftar sofrasından kalkar kalkmaz eğer Karagöz orada oynatılacaksa kalıp en öne geçer, değilse civarda Karagöz oynatılan kahveye koşarak kendime derhal önde iyi bir yer temine çalışırdım.

Karagöz’ün menşeine dair türlü rivayetler var. Bunlardan biri Karagöz’ün Çin’den geldiğini öne sürer. Milattan önce 121 senesinde ortaya çıkmıştır. Çin imparatoru ölen karısının hayaliyle tutuşurken bir oyuncu perde arkasından imparatora onun hayalini gösterirmiş. Sonradan bu bir oyun olarak yerleşmiş. İlkin kaba kağıttan yapılan hayal tasvirleri zamanla deriden yapılmaya başlanmış. İyi ahlak bir insan, kötü ahlak ise bir ifrit şeklinde resmedilirmiş. Bu oyun Çin’den bütün dünyaya yayılmış.

Başka bir rivayete göre de çok eskiden Orta Asya Türkleri tarafından bilinen bu oyun Şeyh Küşteri adında bir zat tarafından ortaya çıkarılmıştır. Bu oyun nereden çıkmışsa çıkmış, Türkiye’de çok tutulmuş, adeta Türk’ün malı olmuş bir oyundur.

Karagöz’ü oynatan esas bir kişiyse de bir kaç yardağı vardır, oynatana usta denir. Ustanın bir çırağı, bir sandıkçısı, iki yardağı ve bir hamalı vardır. Usta az çok okumuş, edebiyattan, musikiden anlar, sesi güzel bir zattır. Gayet zeki ve hazırcevaptır. Her türlü insan ve hayvan taklitlerini yapabilir. Çırak sıra ile tasvirleri ustaya yetiştirir, işi bitenleri kaldırır. Sandıkçı bu malzemeyi muhafaza eder. Birinci yardak şarkı söyler, ikinci yardak def çalar. Hamal da malum, malzemeyi taşır.

Oyun başlarken beyaz perde ayrıca küçük bir perde ile örtülüdür. İlkin bu örti kalkar, Işıklı perde üzerinde göstermelik denilen şekil görünür. Bu, ya bir bahçe veya bir demet çiçek, yahut da bir konak tasviridir. Oyunlar bir ilgisi yoktur. Karagöz faslı zırıltı sesi çıkarılarak, göstermeliğin kaldırılmasıyla başlar. Çeşit çeşit Karagöz oyunları vardır. Bunların hepsinde önce Hacıvat gazelini söyleyerek gelir ve;
Perde kurdum şem’a yaktım gösteririm zılli hayal
Şeyh-i ekber Küşteri’nindir bu ibret perdesi
diyerek gazelini bitirdikten sonra ;
Yar bana bir eğlence, yar!… diye bağırınca Karagöz sağ üst köşeden başını uzatır.;
Patlama geliyorum, diyerek yere iner ve bir muhavere başlar.
Hacıvat: Akşam şerifler hayırlar olsun
Karagöz: Hoş geldiniz safa geldiniz
Hacıvat: Keyifler iyidir inşallah
Karagöz: Çok şükür efendim
Hacıvat: Efendim geçen günkü yağmurda malum ya evin kiremitleri filan kırılmış, bütün yağmur evin içine akmış, bari bir iki dülger çağırayım da yıkık yerlerini yaptırayım dedim, evi bir güzelce tamir ettirdim
Karagöz: Güle güle yak, otur da keyfine bak
Hacıvat: Bu evi yeni yaptırdım, öyle denmez karagöz
Karagöz: Ya nasıl derler?
Hacıvat: Oh, oh maşallah pek memnun oldum, güle güle oturunuz, içinden hiç eksik olmayınız demek istemez mi?
Karagöz: Olur efendim olur
Hacıvat: Sonra birader, alacaklının biri Hacıvat zenginleşmiş, ev yaptırıyor deyip para almaya geldi, benim de param bitmiş olduğundan alacaklı ile boğaz boğaza kavga ettik, sonra dava açıp beni hapse attılar.
Karagöz: Oh, oh maşallah pek memnun oldum, güle güle oturunuz, içinden hiç eksik olmayınız
Hacıvat: Aman birader hapisteyim hapiste
Karagöz: Oh oh maşallah, hiç çıkmazsınız inşallah
Hacıvat: Aman birader öyle demezler
Karagöz: Ya nasıl derler, ne bileyim ben sen öğrettin
Hacıvat: Ben öğrettimse ev için öğrettim, buna öyle demezler
Karagöz: Ne derler bakayım
Hacıvat: İnşallah efendim yakında biri sebep olur da çıkarsınız, meraklanmayın. İnşallah ötekini de çıkarırlar efendim.
Karagöz: İnşallah efendim
Hacıvat: Sonra Karagözüm, ne ise, bizi hapisten çıkardılar, ben de o sevinçle koşa koşa eve gelirken fırıncının biri fırından ekmek çıkarıyormuş, acele ile küreğin sapı gözüme girip bir gözümü çıkarmaz mı?
Karagöz: İnşallah efendim, yakında biri sebep olur da ötekini de çıkarırlar
Hacıvat: Aman Karagözüm insaf, öyle demezler
Karagöz: Ya nasıl derler, ne bileyim sen öyle öğrettin
Hacıvat: İyi ama ben öğrettimse hapishane için öğrettim
Karagöz: Peki öyle derim inşallah
Hacıvat: Aman efendim, başıma bir fes almıştım da, yorgunluk atmak için Karagözüme uğrayayım dedim
Karagöz: Ne yapayım fes aldınsa?
Hacıvat: Yahu Karagözüm hiç öyle derler mi
Karagöz: Ya nasıl derler
Hacıvat: Güle güle başında paralansın demek yok mu?
Karagöz: Güle güle başında paralansın
Hacıvat: Ha aferin, işte böyle demeli, derken Karagözüm bu işler oladursun, evde odun bitmiş, biraz odun al dediler, oduncuya gidip beş on çeki odun aldım.
Karagöz: Güle güle başında paralansın
Hacıvat: Aman Karagöz öyle demezler
Karagöz: Ne bileyim ben, sen öğrettin
Oyun böylece devam eder, ve sonunda Hacıvat’ın;
Yıktın perdeyi eyledin viran, varayım sahibine haber vereyim heman! Sözleriyle nihayet bulur.

Hayat dergisi, sayı:5, 23 Ocak 1964